Beş aylık bir aranın arkasından evimden bir şeyler yazmanın zamanı geldi sanırım.Aslında bu beş aylık sürede yaşananlar ile ilgili yazmak bana pek çekici gelmiyor ama yinede bir girizgah yapmak ve de arada neler olduğunu anlatabilmek için faydalı olduğu kanısındayım.Bu yazıya da sevgili Emilia'nın güzel hislerini ve enerjisini arkama alarak başlamak istiyorum.
Öncelikle belirtme gereği duyduğum hususlar var.Askerlik denen olay erkeklerin hayatlarında bire on beş katarak anlattıkları,övünmeyle birazda, açık olalım, abartıyla süre giden muhabbet etmeleri için son derece uygun bir ortamın hazırlayıcısıdır.Bunları söylememdeki amaç; tam anlamıyla bütünsel bir askerlik yapmamış olmam ve de konuyu uzun anlatırsam, bunun bir askerlik muhabetinden çok gözlemlediğim konulardan ibaret oluşudur.Neyse devam edelim.
Aralık ayının ortasından başlayarak gelişen süreç içerisinde öncelik ile Manisa Alaşehir 'de bulunduğum bir on yedi günlük bir dönem var.Aslına bakılırsa olayın biraz da şoku içinde çok fazla anlam veremediğim,alışamadığım insan tipleriyle yaklaşık 1600 kişinin bir arada bulunduğu bir yerdeydim.Dürüst olmak gerekirse Alaşehir için çok fazla şey söylemek istemem, zira hatırlamayı pek sevmiyorum orasını.Hayatımda yaşadığım en sefil on yedi gündü.Örneğin bir hafta banyo yapamamanın ne demek olduğunu fark ettim.Hep mi kötüydü diye soran olursa; aynı koğuşta kaldığımız elli beş kısa dönem arkadaş vardı.Onlardan da on beş tanesiyle gayet samimi ve güzel zamanlar geçirdik.Bence Alaşehir'in tek kazanımı bu olsa gerek.
Arkasından yılbaşı gecesi Ankara'ya asıl yere gelmiş olduk.K.K Lojistik Komutanlığı'na.İlk gittiğimde pek anlam verememiştim.Ankara'nın orta yerinde Samsun- Konya yolu üzerinde bir kışlaydı burası.Kolordu dersek daha doğru olur.Çünkü başında bir korgeneral vardı.Sanırım ilk gidişin getirdiği bir bocalama hali olsa gerek.Tek üzüntüm Alaşehir'de tanıştığım arkadaşlarımdan sadece birisi ile yola devam edecektim.Zira büyük çoğunluğu Ankara olmak üzere farklı yerlere dağılmıştık.Bir de yılbaşı akşamı orada olmam ve insanların 10'dan geriye doğru saydıkları dakikalarda ben karanlığa boş boş bakıyordum.Hafta başı olunca asıl görev yerimiz olan Ulus'taki tren garına gittik.Sabahları saat yedide servise binip gara,akşamları da beş-altı arasında da lojistik'e geri dönüyorduk.İlk başta dedim, bu tam bir memurluğa benziyor.İlk gittiğimiz gün başımızdaki albay ile tanıştık.Bizim garda yapacağımız görevimizi tanımladı.Albayın bizden öncelikle istediği 8. sınıfa giden kızına ders vermemizdi.Ben Fen Bilgisi, diğer arkadaşım Sezai'de Matematik dersi verecekti.Onun dışında bizden askerlik anlamında özel bir isteği yoktu.Bunun yanında birim üzerinde resmi yazışmalarla da ilgilenirsek çok daha iyi olacağını söyledi.Bunları duyunca gerçekten çok şanslı olduğumuzu anladım.Koskoca albay kızı için iki adet öğretmen ayarlamıştı.Bunlardan biri de bendim.Üstelik bulunduğumuz yer de tren garıydı.Beş gün mesai saatlerinde dışarıdaydık.Sivil insanlarla beraberdik sürekli.Ondan dolayı yeşil renge karşı fazla bir antipati geliştirmedim diyebilirim (smile ) Üstelik tam bir askerlik sayılmazdı bu durum.Lojistik'teki kısa dönem arkadaşlarım atış yaparken, biz atış bile yapmamıştık.Bundan gocunduğum filan da yok hani.Bir tek kurşun sıkmadan askerliği bitirmek benim için çok daha güzeldi.Zira silahlarla aram pek iyi değildir.Zaten tren garında silah mı kullanacağız, onun için atış yapmayan kısa dönemler olarak iyi derece de makara konusu olmuştuk.Rahatsız mıyım, hiç de değil.
İlk günlerde vagon tiplerini öğrenerek geçirdik.Hangi malzeme hangi vagonla taşınır, gibilerinden.Aslında derslerin başlamasına az süre kala bunları öğrenmek iyiydi, çünkü zaman oyalanarak geçer.Arkasından dersler başladı ve zamanda akmaya devam etti.Benim için iyi yanı hem zaman hemde mesleki anlamda faydası oldu derslerin.Aktifliğimi korumuş oldum ve sınava bir öğrenci hazırladım.İyi yanlarından biri de hafta sonu izinlerimiz iki gündü.Bu da ayda 8 gün dışarıda olma hakkı tanır.Lojistik'teki kısa dönem arkadaşlarım ayda 2 kez dışarı çıktıkları düşünülürse buradan da bir bonus yakalamışız laf arasında(smile).Ben tabii bu hakkın da anasını ağlattım.O da şöyle: Tüm izin günlerinde,buna kar yağdığı zamanlarda dahil, hiç boş geçmedim.Tüm izinleri kullanarak zamanın belli kısmını başarıyla erittim diyebilirim.Durumun bir de farklı yüzüyle tanıştırmak isterim.O da şu: Ben Ankara'da daha önce yaşamıştım ve Ankara'yı iyi tanıyan ve bilen birisiyim.Hafta sonlarında da daha önce gittiğim yerlere,sevdiğim mekanlara, tanıdığım insanlara gidiyordum.Ancak akşam olduğunda Öveçler'deki evime değil de lojistiğe gidecek olmamı anladığımda ise tam bir uçuruma yuvarlanış yaşıyordum.Özellikle Ümitköy ve Çankaya'dan Altındağ'a geçince yaşadığım travmayı anlatamam.Belki de bu değişkenlerden dolayı tam bir askerlik moduna girememiş olabilirim,zaten devrem Sezai'nin dediği gibi askerliği öğrenemeden askerliği bitirmişim ya,neyse.
Zihnimi kurcalayınca yazılabilecek son derece fazla konu bulunabilir.5ay az bir süre değil nereden bakılırsa.Bu süreçte çok zor zamanlarımda oldu;ancak ortalamaya baktığımızda çok daha iyi bir konumda ve şehirde bulunduğumu rahatlıkla ifade edebilirim.Gerek Ankara,gerek tren garı,gerek albay bana son derece uğurlu geldiler bu beş aylık zaman zarfında.Ankara temmuz ayında taşınmıştım Samsun'a ve Aralık ayında yeniden dönmüş oldum, bu bile enteresasan bir kombinasyonun tezahürü olsa gerek.Ben aslına bakılırsa bu geçen süreyi somutlama bağlamında kısa boylu göbekli bir adama benzetiyorum.Nedeni de şu.Samsundan çıkıp tekrar geri döndüğüm gün arkama baktığımda geçen zaman bana çok kısa geldi; ancak Ankara'daki beş ay nedendir bilmem beş aydan fazlaymış gibi bir iz bıraktı bende.Onun için bu kısa,göbekli adam cuk diye oturan bir sembol gibi bu süre için.Zaten askerde bizim gibi kısa dönemlere "poşet" dedikleri için bende böyle bir benzetim yapmış oldum geçirdiğim süreye kendi adımca.Başta belirttiğim gibi öyle anı anlamında çok fazla şey yaşamadım.Bunlar sadece gözlem ve arda kalanlar benim için.Çok fazla kişiyle yakın durmadım açıkçası.Akşamları genelde kısa dönem arkadaşlarımla geçirdiğim zamanlar daha değerliydi,zira konuştuklarımız havada kalmıyor ve ilerleyebiliyordu.Gerçekten enteresan kişiler de vardı.Bunu yazarken amacım küçük düşürmek değil -baştan belirteyim- muzu kabukla yiyen,kiviyi patates sanan insanlarda vardı.Hatta bir arkadaşım Gaziemir'de pisuvarda kafasını yıkayan adam bile görmüş.Biliyorum biraz çirkin ve absürd örnekler ama bunlarda bu ülkede yaşayan insan davranışları.Velhasıl bir beş ayın ardından yine yeniden buralardayım.Uzak kaldığım süreç gerçekten zorladığı zamanla kendini gösterdi.O anlarda burada yaşadıklarımızı,paylaştıklarımızı hatırladıkça biraz daha dayanma kudreti buldum kendimde.Bir nevi ağrı kesici gibiydi blogger'da,twitter'da yaptıklarımız,Emilia'nın,Nileud'un,Yasemin'in vd. yazdıkları.Bunları hatırladıkça ferahladım dersem abartmış olmam.Yeniden beraberiz ve daha da güzelleşecek her şey.
Sizin alınız al inandım / Morunuz mor inandım / Tanrınız büyük amenna / Şiiriniz adam akıllı şiir / Dumanı da caba / Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız.
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mayıs 2012 Çarşamba
19 Eylül 2011 Pazartesi
Ziyan Sürünceme
Bir haftalık bir aradan sonra yeniden Atakum'dayım.Bazen diyorum da bu evde olmasa halim pek iyi olmayacaktı.Net söylüyorum bunu.Zira Bafra'da kaldıkça kendimi denize bakan falez gibi hissediyorum.Günden güne ufalanıp parçalanan,git gide köhneleşen.Ben sıkıntı çekmeye hazırdım,biliyordum olacakları ;ancak bu kadar yüksek yoğunluklu bir yalnızlık ve çaresizliği inanın bana kaldıramıyorum.İnsan doğduğu yerde yeni tayin olmuş memurdan beter bir yalnızlık çeker mi ? Üstüne üstlük iş konusunda da büyük hayal kırıklıkları oldu geçtiğim haftada.Zaten ceberrut devlet yapacağını yaptı; hatta bakan bey bugün atanamayan öğretmenlerden özür bile diledi.O kadar puan ile atanamadığım için, artı yaşamış/düşmüş olduğum buhranın yanında bakanın özür dilemesini hiç de sallamıyorum.Halimiz bir kuru özürle geçiştirilemeyecek kadar kötü bence.Bugün atanmış bir öğretmen olarak meslek hayatımın ilk gününü yaşıyor olabilirdim.İşte Türkiye gibi garip bir ülkede yaşarsan böyle saçma sapan işlerin bıraktığı hasarlarla hayatının içine edilebilir.Yasemin'in (Rory) Almanya'dan yazdıklarını görünce içim gitmiyor değil hani.Çektiğimiz sıkıntıları görünce.Almanya konusunu Ankara'da Şeyda ile ne çok konuşmuştuk.( Smile)
Babamdan,annemden,dedemden para almaya devam ediyorum hala.Eksik olmasınlar para konusunda sorun çıkarmıyorlar ama benim için hala rahat değil.24 yaşında bir insan olarak hala onlara istemeden de olsa maddi yönden bağımlı olmak çok acıtıyor içimi.Öğrenciyken bunları hiç sorun etmiyor insan.Okul bitince aldığın para bile içine oturuyor.Gerçi harçlık almak gibi bir derdim olmadı hiç.Param hep oldu; ancak insan bir yerden sonra kendi kazandığı/emek verdiği bir parayı harcamak istiyor.Öğretmen olunca böyle bir psikozla mücadele etmek durumu da var.Biraz da kendimle ilgili.Gamsız birisi olmadığım için yer ediyor bunlar bende.Parayı yönetmeyi iyi bildiğim ve savurgan olmadığım için aklıma geliyor tüm bunlar.Yoksa baba parası diye, musluk suyuyla araba yıkar gibi para harcamayı bende biliyorum.Geçende kitap alırken bile duydum bunu zihnimde.Dostoyevski'nin Ecinniler adlı romanını almak için 23 tl vermedim, sırf annemin kredi kartı zorlanmasın diye daha ucuz bir kitabı aldım.Bakalım ne zaman bitecek bu kepazelik.
Cengiz amca geldi.Yine onunla kalıyoruz.Geçtiğimiz kış gibi.Gerçi o zamanlar ben kolejde çalışıyordum ve hayat daha tat alınabilir bir noktadaydı Ankara sürecinden önce.Bu akşam için başka planlarım vardı ama olsun gelmesi iyi oldu.Evde birisinin olması iyi bir şey.Yalnız kalınca insan konuşacak birilerini arıyor istemsizce.Cengiz amcanın muhabbeti de çekilir yani.Ne de olsa yılların müdürü.Konuşmayı iyi biliyor vesselam.Şu buhranlı boş günleri de bir atlatalım, rahata erelim daha elle tutlur daha özel şeyler yazmaya devam edeceğim geçmişte ki gibi.Zira bu terk edilmişlikte yazmak hiç de mümkün olmuyor.
***Biraz dertli,bunaltıcı bir yazı oldu; "bana ne senin ne halt yediğinden" diyenler olabilir.Kusura bakmasınlar, idare edip, alttan alsınlar bu seferlik.Sevgilerimle ..
Babamdan,annemden,dedemden para almaya devam ediyorum hala.Eksik olmasınlar para konusunda sorun çıkarmıyorlar ama benim için hala rahat değil.24 yaşında bir insan olarak hala onlara istemeden de olsa maddi yönden bağımlı olmak çok acıtıyor içimi.Öğrenciyken bunları hiç sorun etmiyor insan.Okul bitince aldığın para bile içine oturuyor.Gerçi harçlık almak gibi bir derdim olmadı hiç.Param hep oldu; ancak insan bir yerden sonra kendi kazandığı/emek verdiği bir parayı harcamak istiyor.Öğretmen olunca böyle bir psikozla mücadele etmek durumu da var.Biraz da kendimle ilgili.Gamsız birisi olmadığım için yer ediyor bunlar bende.Parayı yönetmeyi iyi bildiğim ve savurgan olmadığım için aklıma geliyor tüm bunlar.Yoksa baba parası diye, musluk suyuyla araba yıkar gibi para harcamayı bende biliyorum.Geçende kitap alırken bile duydum bunu zihnimde.Dostoyevski'nin Ecinniler adlı romanını almak için 23 tl vermedim, sırf annemin kredi kartı zorlanmasın diye daha ucuz bir kitabı aldım.Bakalım ne zaman bitecek bu kepazelik.
Cengiz amca geldi.Yine onunla kalıyoruz.Geçtiğimiz kış gibi.Gerçi o zamanlar ben kolejde çalışıyordum ve hayat daha tat alınabilir bir noktadaydı Ankara sürecinden önce.Bu akşam için başka planlarım vardı ama olsun gelmesi iyi oldu.Evde birisinin olması iyi bir şey.Yalnız kalınca insan konuşacak birilerini arıyor istemsizce.Cengiz amcanın muhabbeti de çekilir yani.Ne de olsa yılların müdürü.Konuşmayı iyi biliyor vesselam.Şu buhranlı boş günleri de bir atlatalım, rahata erelim daha elle tutlur daha özel şeyler yazmaya devam edeceğim geçmişte ki gibi.Zira bu terk edilmişlikte yazmak hiç de mümkün olmuyor.
***Biraz dertli,bunaltıcı bir yazı oldu; "bana ne senin ne halt yediğinden" diyenler olabilir.Kusura bakmasınlar, idare edip, alttan alsınlar bu seferlik.Sevgilerimle ..
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Olmalı mı Olmamalı mı ???
Bugün Eryaman'a gitmek için evden çıktım.Yokuşa karşı yürürken trafik ışıklarına epeyce bir mesafe vardı ve Kızılay'a gitmek için binmem gereken dolmuş yavaşladı.Benimse sıcakta o kadar yokuşu çıkıp dolmuşa binmem biraz zor gibiydi.Ben koşmaya başladım, dolmuşçu yavaşladı.Benim geldiğim tarafa bakıyordu camdan.Bense yokuşu çıkarken adama el kaldırsam beni fark eder mi diye düşünürken yavaşladım.Sonra dolmuş da usul usul ana caddeden aşağı doğru süzülmeye başladı.O anda aklımdan o kadar fazla alternetif saçma fikir geçti ki.Alt tarafı Kızılay'a gideceğim.Benim yaptığımda tabiri caizde mallık.Madem bineceksin el kaldır adam beklesin.Diğer taraftan ise dolmuşu kaçırıp arkasından yenisi nasılsa gelecek deyip sıcakta beklemekten de hoşlanmayıp saçma sapan bahaneler üretmek.Biraz dikildikten sonra dolmuşa binip Kızılay'a gittim sonunda.Oraya geldikten sonra otobüse binmek için ego kartı almak için metro istasyonuna girdim Kızılay'da.Yeraltında yürürken aylardır görmeyi hayal ettiğim kişiyi gördüğümü sandım.Yüzünü net seçemedim.Zira güneşli bir yerden ışıkların hakim olduğu kapalı bir yere girince gözlerimin yeni yere alışması birkaç dakika alabiliyor.Neyse karşıdan gelen pembe body giymiş kişiyi o sandım ya da oydu.Sezilerime göre o olma ihtimali daha baskın gibi.Aylardır olmasını istediğim karşılaşma hiç olmadık bir anda gerçekleşebilirdi.O anda dizlerimin titrediğini ve kalbimin haddinden fazla çarptığını kulaklarımda hissettim desem yeridir.Şimdi karşıdan gelen kişi -karşıma aniden çıktı ve yüzünü bir türlü göremedim- aylardır kurguladığım karşılaşmanın başrol oyuncusuydu.Bu belirsizlik içinde dizlerimde bir titreme oluşmasına rağmen hiç o tarafa bakmadan yoluma devam ettim.Buraya kadar ikinci mallık puanımı da aldım,kabul.Bu direkt geçişte o kişinin buluşmak için sürekli zaman kararlaştırmamıza rağmen- ki buluşmamız gerek fazlasıyla bu kadar zamandan sonra- onun sürekli bahaneler üretip işi çıkmaza sürmesi, bundan iki hafta önce onu akşam yemeğine davet etmeme rağmen tenezzül edip de bir cevap bile yazmaması o muğlak anlarda başımı sol tarafa bir şekilde de olsa çevirmeme engel oldu.Onu son kez aramak gibi aptalca bir niyetim vardı, şimdi ise ne yapmam gerek,bilmiyorum gerçekten içinden çıkamıyorum.İşte böyle aptalca çelişkiler içinde ne olduğu belli olmayan garip olduğu kadar da yaralayıcı ayrımlar içinde buluyorum kendimi.Burada kendim kadar onunda payı var elbette.Kimseye kıyak geçmiyorum; ancak buna benzer durumları başka olaylar içinde yaşıyor olmam kendimle ilgili sorunlarım olabilir sorusunu akla getiriyor.Şu kpss bitsin Samsun' a döndükten sonra bir tatil belki beni kendime getirebilir.
Bu da şarkımız...Almora 'dan, yeri ayrıdır bende..
Bu da şarkımız...Almora 'dan, yeri ayrıdır bende..
18 Haziran 2011 Cumartesi
Yasemin Mori
Dün gece Yasemin Mori 'nin konserine gittim.Ankara'da geçen günler içinde çok fazla dışarı çıkmamış olsamda son zamanları kullanmak lazım deyip; ayrıca Yasemin Mori'yi daha yakından görmek istediğimden kendimi sahne alacağı İf'e attım.Biraz geç saatlerde sahneye çıksa da onun için değer bu kadar çaba.Hele "Arjantin" adlı şarkının bir bölümünü göz göze söylememiz beni benden aldı nerelere götürdü ahh ahhh.Enerjisi, sahne hakimiyeti insanı kendine mıknatıs gibi çekiyor.Sıradışı bir performansı vardı gerçekten.Unutulmaz bir geceydi.
16 Haziran 2011 Perşembe
Bıkmadan, Usanmadan..
Milyonlarca insanın yaşadığı bir şehirde, insan denizinin arasında, sadece bir kişiyi aylardır görebilmek için sarf ettiğim çabaya şaşıyorum doğrusu,hem de hiç bıkmadan.Belki çok hayalperestim belki de çok idealist. Bilmiyorum, bir önemi de var mı sormuyorum artık.Aynı anda yüzlerce insanın arasına dalıp o kişiyi içlerinden yakaladıktan sonra buralardan kaçmak istiyorum.İçimde sönmeyecek bir yanardağ olacak, ve ben o devasa meydanda yine aramaya devam edeceğim, bulamayacağımı bilsem de ..
15 Haziran 2011 Çarşamba
Onuncu kattan bildiriyorum bunları
Bu akşam kuzenimin- aynı zamanda ev arkadaşımdır kendisi- evlendikten sonra oturacağı eve gittik.Haftaya bu saatlerde evli bir kişi olarak hayatına yeni bir kimlik ekleyecek.Uzunca bir süredir evlenme hazırlığında ve harcadığı efor, çektiği sıkıntı gerçekten büyüktü.Onun uğraşmalarını gördükçe evlenmenin ülkemiz şartlarında her yönden ne kadar da yıpratıcı bir süreç olduğunu gözlemleme şansım oldu.Sonunda işlerin çokça olan kısmını halletti sayılır.Bundan sonra düğün faslı var oraya hiç girmeyeyim; zira pek hazzetmiyorum o işten.
Yeni oturacağı ev Ankara-Eskişehir yolunda Ümitköy adlı semtte.Yer olarak bakınca Ankara'nın banliyö,villa tarzında evlerinin fazlaca olduğu, şehrin yoğun hareketinden uzak kafa dinlemek için ideal ve şehrin gözde semtlerinden biri.Gerçi oturacağı ev site içinde olsa da genel çevresi o tanıma uyuyor.En azından manzarası güzel.Nişanlısıyla epeyce bir süredir uzun uğraşlar sonunda zevkli seçimlerle evi döşemişler.O yönden notlarını yüksek verdim.Evin penceresinden bakarken kendimi içinde öngördüğüm ev/gelecek profilim geldi gözüme.Bende 25-55 yaşları arasında o türden site içinde, huzurlu bir semtte ve yüksek bir katta evde oturmayı planlıyordum.Kafamda çizdiğim çerçeve buna yakın bir tema.Ardından şu an ki konumumu düşündüm.Atama olma durumu,atansam gideceğim ücra bir yer, geleceğin şekillenme sorunları v.s.Sanki o türden bir evde oturmak için fazlaca hayalperest olduğum düşüncesine kapıldım.Kısacası aklımdakiyle içinde bulunduğum alanlar arası fark canımı sıktı.Onlara belli etmedim tabi, aklımdan savuşturdum hemen, evin ışıltısı içinde o kara fikirleri buharlaştırdım.Bir şekilde karşıma çıkacaklar tekrar, bunu biliyorum.
Yeni oturacağı ev Ankara-Eskişehir yolunda Ümitköy adlı semtte.Yer olarak bakınca Ankara'nın banliyö,villa tarzında evlerinin fazlaca olduğu, şehrin yoğun hareketinden uzak kafa dinlemek için ideal ve şehrin gözde semtlerinden biri.Gerçi oturacağı ev site içinde olsa da genel çevresi o tanıma uyuyor.En azından manzarası güzel.Nişanlısıyla epeyce bir süredir uzun uğraşlar sonunda zevkli seçimlerle evi döşemişler.O yönden notlarını yüksek verdim.Evin penceresinden bakarken kendimi içinde öngördüğüm ev/gelecek profilim geldi gözüme.Bende 25-55 yaşları arasında o türden site içinde, huzurlu bir semtte ve yüksek bir katta evde oturmayı planlıyordum.Kafamda çizdiğim çerçeve buna yakın bir tema.Ardından şu an ki konumumu düşündüm.Atama olma durumu,atansam gideceğim ücra bir yer, geleceğin şekillenme sorunları v.s.Sanki o türden bir evde oturmak için fazlaca hayalperest olduğum düşüncesine kapıldım.Kısacası aklımdakiyle içinde bulunduğum alanlar arası fark canımı sıktı.Onlara belli etmedim tabi, aklımdan savuşturdum hemen, evin ışıltısı içinde o kara fikirleri buharlaştırdım.Bir şekilde karşıma çıkacaklar tekrar, bunu biliyorum.
2 Haziran 2011 Perşembe
Günler Günleri Kovalamaz
İçimden yazmak gelmiyor; ama yazacağım.Yazacak dolu dolu bir hayatımda yok.Ben yine de ne yapar eder bugün için karalacak bir şeyler türetirim.Zaten iki gündür ne olduğu belirsiz bir devinim içinde olan bir ben var.Dün öğle saatlerinde müstakbel yengemin yanına gittim.En sonunda, beşinci seansta dişimin dolgusunu tamamlamış olduk.Artık yemek yerken dişimde bir boşluk yok.Buradan Feyza'ya bir kez daha teşekkür edeyim.İnsanın Diş Hekimi yengesi olması güzel bir olay.Neyse Fakülte'den ayrılıp Kızılay' a gitme kararsızlığı yaşarken baktım hava her zaman ki gibi yağmura meylediyor; bende eve gidip akşam için yemek yapayım dedim.İyi ki de böyle bir karar verdim.Eve geldim, markete gittim ve akşam için bezelye ve pilav yapmak için kolları sıvadım.Yemek yaparken bir tane de bira açtım.Güzel gitti birlikte.Sonrası malum.Ders çalış, saçma salak düşüncelere kapıl v.s.geceyi ettik.
Bu sabah erken kalktım yine her sabah ki gibi; ancak bugün kahvaltı yapmadım.Amacım ders çalışmak için erkenden Milli Kütüphane'ye gitmekti.Olan kahvaltıya oldu.Bende doyurmayacağını bildiğim halde koca bir tabak Kellog's yedim.Arkasından kütüphaneye gittim.Bugün çok ders çalıştım.Yararlı da oldu benim için.Oradan çıktıktan sonra - aklımda gitmeyi planladığım bir yer var- Kızılay'a geçtim.Yağmur ihtimali ve şemsiyemin olmayışı o aklımda yere gitme tasarımı ertelettirdi bana.Aslında metro'dan inmeyebilirdim de.Önemli değil ama oraya gideceğim.Bir de bugün içinde ilk diyalog'umu kalem ucu alırken yaptım.Saatler 17 civarlarını gösteriyordu.Koca bir gün boyunca hiç kimse ile karşılıklı olarak konuşmadım.Bazen konuşmayınca konuşmayı unuturum diye endişeliyorum.Bunda benim değil etrafımdaki dünyanın sorumluluğu fazla ya neyse, girmeyelim o konuya şimdi.Yine eve geldim, dün yaptığım yemekleri bitirdik.Yine ders çalış.Bıktım artık salak ritüelden.Hayat sanki ayaklarımın altından çekilen bir halı.Beni üzen de buna müdahale edemiyor olmam.Bugün çalışmanın hakkını verdim vesselam.Başım davul gibi şu an da.Okuduklarımı anlamakta zorlanıyorum.Uyumak gerek.
Bu yazıyı okuyan olursa 'Banane lan, ne halt ediyorsan et bize ne' diyebilir.Hak veririm ve de saygı duyarım.Yazmakta ki amacım kendimle biraz eğlenmek içindi.Bu boş geçen iki günü ifşa edince elime bir şey geçmez. biliyorum.Ne kadar dibe vurursak ancak o zaman yukarı çıkma iradesi canlanır.Eyvallah.
Bu da Şarkımız.
Bu sabah erken kalktım yine her sabah ki gibi; ancak bugün kahvaltı yapmadım.Amacım ders çalışmak için erkenden Milli Kütüphane'ye gitmekti.Olan kahvaltıya oldu.Bende doyurmayacağını bildiğim halde koca bir tabak Kellog's yedim.Arkasından kütüphaneye gittim.Bugün çok ders çalıştım.Yararlı da oldu benim için.Oradan çıktıktan sonra - aklımda gitmeyi planladığım bir yer var- Kızılay'a geçtim.Yağmur ihtimali ve şemsiyemin olmayışı o aklımda yere gitme tasarımı ertelettirdi bana.Aslında metro'dan inmeyebilirdim de.Önemli değil ama oraya gideceğim.Bir de bugün içinde ilk diyalog'umu kalem ucu alırken yaptım.Saatler 17 civarlarını gösteriyordu.Koca bir gün boyunca hiç kimse ile karşılıklı olarak konuşmadım.Bazen konuşmayınca konuşmayı unuturum diye endişeliyorum.Bunda benim değil etrafımdaki dünyanın sorumluluğu fazla ya neyse, girmeyelim o konuya şimdi.Yine eve geldim, dün yaptığım yemekleri bitirdik.Yine ders çalış.Bıktım artık salak ritüelden.Hayat sanki ayaklarımın altından çekilen bir halı.Beni üzen de buna müdahale edemiyor olmam.Bugün çalışmanın hakkını verdim vesselam.Başım davul gibi şu an da.Okuduklarımı anlamakta zorlanıyorum.Uyumak gerek.
Bu yazıyı okuyan olursa 'Banane lan, ne halt ediyorsan et bize ne' diyebilir.Hak veririm ve de saygı duyarım.Yazmakta ki amacım kendimle biraz eğlenmek içindi.Bu boş geçen iki günü ifşa edince elime bir şey geçmez. biliyorum.Ne kadar dibe vurursak ancak o zaman yukarı çıkma iradesi canlanır.Eyvallah.
Bu da Şarkımız.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Ahh Şu Kadınlar
"Kadınlar güzelliği unutunca nefret etmesini öğrenirler." der Nietzche.Bu akşam Kızılay'da yürürken havanında güzel olmasıyla kendini yaza adapte eden bir hatun çok çok kısa bir short giymiş bir halde sallana sallana yürüyordu.Sonuçta algıda seçicilik yaratan bir durumdur bu.Benim dikkatimi çeken ise karşıdan gelen kadınların neredeyse hepsinin kızın bacaklarına uzunca bir süre odaklanmalarıydı.Neredeyse kadınlar, kadınları erkeklerden çok daha kesiyorlar.Üstelik kızın bacakları da pek o kadar da güzel değildi.Benimde bakışlarındaki o nefret halini çok iyi bir şekilde gözlemleme şansım oldu.Arkasından da Nietzche'nin söyledikleri geldi.Sanırım kendisi uzun yıllar öncesinden olacakları doğru çözümlemiş.Daha ne denir ki ..
20 Mayıs 2011 Cuma
Hep Böyle
Tunalı ve Kuğulu Park civarlarına nedendir her gittiğimde yağmur yağıyor.Bunu iyiye mi yoksa kötüye mi yormalı ??
19 Mayıs 2011 Perşembe
Bir dilim mavi var bahara ..
Hafta arasına zorla sıkıştırılmış gereksiz bir tatil gününden bildiriyorum.Sabah kalkıp kahvaltı yaptığımdan bu yana üzerimde garip bir ağırlık var.Dün akşamdan bugün için çok ders çalışmak gibi planlarım vardı, duraksamadan.Kahvaltıyı bitirip dersin başına oturunca dün akşamki kudretimi düşünüp alay ettim kendimle.Bugün, sanki istediklerimi yapamamam için üzerime abanıyordu.Bayağı bir süre ders çalıştım aslında.İstemeden de olsa bunalıyorum, içimden kendimi dışarı atıp nefesim kesilene kadar koşmak geliyor.İçimde kaynayan hain ve bir o kadar da ağır hisler/düşünceler var ki...Kendimi zorla hapsedilmiş ve mahkemeye çıkamayacak biri gibi görüyorum.Çözüm önerilerim var; ancak bir türlü üzerimdeki ölü toprağını atamıyorum ve bu da delirtiyor beni.Kuzenimde nişanlısının yanına gitti ve beni bir başıma bıraktı evde.Tatil günlerinden nefret eder mi bir insan ? Ben ediyorum arkadaş.Aklıma ziyan olan bulutlu/kapalı hafta sonları geliyor, kahroluyorum.
Ankara'da havalar ısındı gibi bir şey.Ben şu anda Vega dinliyorum.Ankaralı bir gruptur ve kış mevsiminde dinlenecek güzel şarkıları vardır onların.Ben hala kendime baharı getiremediğimden kendimi buzlara hapsolunmuş bir halde buluyorum.Tek bir isteğim var.Ankara'dan ayrılacakken burada güzel iz bırakmak.Ben bu cümleyi somutlayacak kişiyi de biliyorum.Haftalardır zihinsel senaryolarla bunu hayata geçirmek fikri ile son derece uygunsuz ve saçma bir zaman dilimi içinde bir araya gelmemizin hoyratlığı içinde adeta parçalanıyorum.Bunları yazarken de bu parçalanışın yansımaları da son derece belirgin üzerimde.Keşke başka bir zamanda karşılaşsaydık.Dün sınavdan çıktıktan sonra beraber oturduğumuzda ve konuştuklarımızla aklımdan geçenlerin ne kadar da gerçekle uyumlu olduğunu bir kez daha gözlemledim üzülerek.Üstelik seninde kendinle ilgili ortaya koyduklarında benim geleceği görme konusunda ne kadar da haklı olduğumu gösterdi.Evet, zaman güzel geçti.Ben hala aklımdakileri gerçekleştirebileceğimize kendimden çok inanıyorum ve bu bozkır kentinin bendeki en güzel izini yaratıyorum senin karşında.Sen farkına varmadan yapıyorum tüm bunları.Ertelenmişlikleri ve gerçekleşmeyecekleri fikri varya; belki bunlar getirecek beni karşına.Tüm saçmalık ve çılgınlıkları elimin tersiyle parçalacağım.İşte o gün aldığım nefes içimi tam anlamıyla dolduracak.
Ankara'da havalar ısındı gibi bir şey.Ben şu anda Vega dinliyorum.Ankaralı bir gruptur ve kış mevsiminde dinlenecek güzel şarkıları vardır onların.Ben hala kendime baharı getiremediğimden kendimi buzlara hapsolunmuş bir halde buluyorum.Tek bir isteğim var.Ankara'dan ayrılacakken burada güzel iz bırakmak.Ben bu cümleyi somutlayacak kişiyi de biliyorum.Haftalardır zihinsel senaryolarla bunu hayata geçirmek fikri ile son derece uygunsuz ve saçma bir zaman dilimi içinde bir araya gelmemizin hoyratlığı içinde adeta parçalanıyorum.Bunları yazarken de bu parçalanışın yansımaları da son derece belirgin üzerimde.Keşke başka bir zamanda karşılaşsaydık.Dün sınavdan çıktıktan sonra beraber oturduğumuzda ve konuştuklarımızla aklımdan geçenlerin ne kadar da gerçekle uyumlu olduğunu bir kez daha gözlemledim üzülerek.Üstelik seninde kendinle ilgili ortaya koyduklarında benim geleceği görme konusunda ne kadar da haklı olduğumu gösterdi.Evet, zaman güzel geçti.Ben hala aklımdakileri gerçekleştirebileceğimize kendimden çok inanıyorum ve bu bozkır kentinin bendeki en güzel izini yaratıyorum senin karşında.Sen farkına varmadan yapıyorum tüm bunları.Ertelenmişlikleri ve gerçekleşmeyecekleri fikri varya; belki bunlar getirecek beni karşına.Tüm saçmalık ve çılgınlıkları elimin tersiyle parçalacağım.İşte o gün aldığım nefes içimi tam anlamıyla dolduracak.
26 Nisan 2011 Salı
Şans, arada bizim muhittenden de görülebiliyor bulutsuz gecelerde..
İnsanın Diş Hekimi yengesinin olması çok güzel bir şey.Bugün bir kez daha idrak etmiş oldum.Teşekkürler Feyza.;=)
16 Nisan 2011 Cumartesi
Rutindışı
Bugünü kendime tatil ettim, normalde hafta içi günlerini ders çalışmak için boşlamam.Birkaç gündür bunalmış bir haldeydim.Bende Bilgehan'ı görmek için ODTÜ'ye gittim.Güzel bir ziyaret oldu benim açımdan.Yaklaşık iki yıl aradan sonra tekrar oraya gitmekten son derece memnunum.Bana göre Ankara'nın en sağlam üniversitesi.Tüm kampüsün genişliği,tarihsel alt yapısı,geleneği,atmosferi hep iyidir Odtü'nün.Muhabetlerimiz bile son derece seviyeli bir alt yapıda ilerliyordu.Hava biraz soğuktu nedense, tabiri caizse gündüz vakti ayaz vardı.Bölümler arasında dolaşırken öğrencilik hayatımı ne kadar da özlediğimi bir kez daha ziyadesiyle duyumsadım.Ellerinde ders notları ve kitaplarıyla sınavdan çıkanlar, çimenlerde uzanmış muhabbet edenler,kafetaryaların gürültüsü,koşuşturmalar v.s ...Bir tür gariplik hissettim.Bunda üniversite mezunu olup istediğinin tam karşılığı alamadan girdaba düşmek kadar üniversitenin o kendine özgü -Odtü tabii- atmosferininde bende yarattığı yansımalar var.Her şey bir kenara yinede iki yıl sonra Odtü'de iyi bir gün geçirdim.Bir de üşümesek iyi olurdu hani.Buradan Bilgehan'a da bir teşekkür sallandıralım.
13 Nisan 2011 Çarşamba
Çözemedim Kalsın Onlar
Birkaç gündür ziyadesiyle Opeth dinliyorum.Sebebini çözemedim.Havalarda bir garip.Aynı anda hem güneşi görebiliyorken tependen aşağı kar yağabiliyor.Tabiat'ın ne kadar da kararsız ve ne istediğini bilmeyen bir çocuk hali var sanki.Aklı yenide; eskiden de vazgeçemeyen.Bana kalırsa yaz hemen gelmesin.Sevmiyorum sıcak ve güneşli havaları.Herkes tutturmuş havalar ısınsın, güneş yüzünü göstersin, açılıp saçılalım,..vs. Yaz geldiğinde ben bunalıma giriyorum.Yağmurlu ve kapalı havalarda kendimi daha rahat hissediyorum.Ne yapsam acaba.Ankara'dan ayrılıp Norveç veya Britanya'ya mı yerleşsem?.İçimdeki Anglo-Sakson'u durduramıyorum ne yapayım.
10 Nisan 2011 Pazar
Bugün Burada Pazar
Bulutlu gökyüzüyle hafta sonunun evin odalarında bir akordeonun körüklerinde raks ediyormuşcasına yarattığı boğucu iç içelik.
Bu arada az önce kar yağdı, şimdi de güneş açtı.Hava durumuyla olan benzerliklerime şaşıyorum bazen ;=)
Bu arada az önce kar yağdı, şimdi de güneş açtı.Hava durumuyla olan benzerliklerime şaşıyorum bazen ;=)
5 Nisan 2011 Salı
Gözlemliyorum o halde yazarım arkadaş !
Anlayamadığım noktalara bir yenisini daha eklemek istiyorum izninizle.Örneklem alanımız Milli Kütüphane-Bahçelievler-Ankara.Yaş grubumuz +18.
Milli Kütüphane'de ders çalışırken arada bunaldığım anlarda etrafa bakarım boş boş.Birkaç zamandır farkına vardığım ama düşünmediğim bir görüntü vardı.O görüntü ise şu: Masasından kalkıp dışarıya salonun dışına doğru çıkan kadın örneklemi eline mutlaka bir adet cep telefonu ve cüzdan alıyor.Neredeyse sektirmeden tüm gözlemlediğim genç kadınlar, cüzdan ve cep telefonlarını ellerine yerleştirip ve kollarını belli bir açıyla havaya kaldırıp birbirlerini taklit edercesine yürüyorlar.İlk bakışta çok bir anlam ifade etmiyor olsa da aynı görüntünün farklı kadınlarca benzer formatta tekrarlanmasına ben bir anlam verebilmiş durumda değilim.Bu edimin alt nedenlerini,sosyolojisini hangi yöntemle çözümleriz bilmiyorum ama altını deşersek anlamlı tespitler yapılabileceği kanaatini taşıyorum.İnsan davranışları tek sarmal bir yapıda görünse de analitik bir gözle baktığımızda gözleri boğan bir zincir konumuna dönüşüyor.Bu durumun kadınlar da oluşu da bu zincirin fevkalade karmaşık bir yapı kazanmasına yettiğini görebiliyoruz.
Milli Kütüphane'de ders çalışırken arada bunaldığım anlarda etrafa bakarım boş boş.Birkaç zamandır farkına vardığım ama düşünmediğim bir görüntü vardı.O görüntü ise şu: Masasından kalkıp dışarıya salonun dışına doğru çıkan kadın örneklemi eline mutlaka bir adet cep telefonu ve cüzdan alıyor.Neredeyse sektirmeden tüm gözlemlediğim genç kadınlar, cüzdan ve cep telefonlarını ellerine yerleştirip ve kollarını belli bir açıyla havaya kaldırıp birbirlerini taklit edercesine yürüyorlar.İlk bakışta çok bir anlam ifade etmiyor olsa da aynı görüntünün farklı kadınlarca benzer formatta tekrarlanmasına ben bir anlam verebilmiş durumda değilim.Bu edimin alt nedenlerini,sosyolojisini hangi yöntemle çözümleriz bilmiyorum ama altını deşersek anlamlı tespitler yapılabileceği kanaatini taşıyorum.İnsan davranışları tek sarmal bir yapıda görünse de analitik bir gözle baktığımızda gözleri boğan bir zincir konumuna dönüşüyor.Bu durumun kadınlar da oluşu da bu zincirin fevkalade karmaşık bir yapı kazanmasına yettiğini görebiliyoruz.
Bir diğer nokta ise cep telefonları.Yoldan geçen 100 kişiye cep telefonundan vazgeçer misin diye sorsak eminim 100' ü de hayır, der.Kişisel olarak cep telefonlarından hiç hazzetmiyorum.Etrafa yaydığı radyasyon da cabası.Bunca yıl ilgimi çeken bir telefon hiç olmadı.Zaten kullandığım telefonda 2006 yılında aldığım ve hiç değiştirmeyi düşünmediğim ilk telefonum.Hala da kullanıyorum onu.Gelmek istediğim yer ise; cep telefonlarının insanlar tarafından nesneleştirilip belli görevleri görecek duruma yükselişi.Kısacası ben; cep telefonlarının elektronik tasmalar olduğunu düşünüyorum.Özelikle de kadınlar yönünden.Vücutlarına entegre ettikleri bir organ gibi kullanmaktalar."Tasma" deyişimi kadınları izledikten sonra farkettim.Ataerkil bir toplumda elektromanyetik tasmaları olan kadınlara sahibiz .Üstelik kendi ellerinde kendi tasmalarını taşımaları da ayrı bir ironi.Bu ironinin alt olgularını kolaylıkla bulabiliriz.Kadının hayatındaki erk sahibi insanlar olmasın sakın!
Ben arada böyle absürd olaylara takılıp gerekli- gereksiz lakırdı ederim.Sonuçta insanları gözlemleyip iç dünyalarının manzarasını görmek/çözümlemek ayrı bir iş istiyor.Metropolerde insandan bol bir şey olmadığına göre arada bu hakkımızı kullanmak gerekli.Öyle işte.
18 Şubat 2011 Cuma
Her Yerde Kadın Var
Bugün ders çalışmak için yine Milli Kütüphane'ye gittim.Giriş kartımda olduğu için bundan böyle daha bir güvenle giriyorum içeriye.Yaklaşık 4 saat kadar çalıştım, verimli olduğunu da düşünüyorum bugünün hesabına.Salonda ders çalışırken, arada dinlenmek için etrafıma bakarım.Bugün ise nedendir bilinmez ne zaman gözlerimi etrafa çeviriyor olsam, mutlaka bir kadın ile karşılaşıyorum.Başlarda çok fazla önemsemedim, normal karşılarım sorun değil.Yemek yemek için alt kata indim; fiş sırasında,masaların birçoğunda bulunan sayıca baskın karakterin kadınlar olduğu bir kez daha gözüme çarptı.Merdivenlerde dolaşan, koridorlarda elinde cep telefonu ile durmadan konuşan,bahçede sigara içen...Yemekten sonra yukarı salona geçip çalışmaya devam ettim; ancak değişen bir şey yoktu.Ziyadesiyle kadın vardı etrafta yine.Saat 17.30 sularında kütüphane'den ayrıldım.Havada bugün pek güzeldi, bende vurdum 7. Caddeye yürümeye.Orada yürürken de yine aynı durum vardı.Kadın sayısı cadde boyunca muazzam derecede fazlaydı..Bir ara ne oluyor dedim, bugün nerede bulunsam drenaj kanalından akan su gibi kadın akıyordu üzerime.Kabul etmek gerekirse iyi bir şey tabii.Estetik açıdan bakacak olursam ilham almak için ortada devasa bir popülasyon vardı.Şikayet edecek değilim bunu =))Arasan bulamazsın bu kadar hatunu.Bahçeli'den Kızılay'a gitmek için bu kez Ankaray' ın yolunu tuttum.Turnikelerden geçip trene bindim.Şaşırmaya ne gerek var.Orada da aynı durum.Baskın miktar yine kadın.
Modern yaşamı oldum olası analiz edip oluşturduğu ürünleri her zaman değerlendiren biriyim.Bu durum için ise konuşacak olursak ortada Biyoloji/Genetik biliminin öne sürdüğü bazı tezleri öne çıkarmak gerek.Bilindiği üzere kromozomal tanımda kadın ( bayan değil ) 44 +XX , erkek ise 44 +XY formülleriyle tanımlanır.Buradaki ikinci bileşenler ise cinsiyetin belirlenişinde rol oynar.Günümüz - Milenium Çağı, Uzay /Bilgi Çağı artık ne derseniz - yaşamında insanlığın hayat akışı öyle korkunç bir akımla deviniyor ki yüzyıllardır süregelen birikim belli noktalardan sonra sapmalar göstermeye başlıyor.Metropol insanı kablosuz internet,cep telefonu,uydu yayını,mikrodalga fırın kullanıp, hazır/sağlıksız yiyecekler tüketerek üzerine de şehir yaşamının getirdiği stres eklendiğinde ortaya neredeyse mutant hale dönmüş varlıklara benziyor.Az önce belirttiğim ve erkeklerde bulunan eşeysel kromozomlardan olan Y kromozomları bu türdeki değişimlerden oldukça fazla derecede etkilenmekte.Erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozumu bu değişimler sonucunda artık ortaya çıkmakta zorlanıyor.Bundan birkaç nesil sonra Y kromozomu seçilim sonucu neredeyse mumla aranır bir hale gelecek.Bu durumda gelecek nesillerde erkek karakterinin ortaya çıkma olasılığını ise son derece düşürmüş olacak.Şu anda bile vaziyetin o yöne doğru gittiğini gözlemek çok da zor değil.Bu konuda Gelişim Psikologları da benzer ifadeler kullanmaktalar.
İnsanoğlu boş kaldığında savaş senaryoları üretmeye bayılır.Nükleer,Su,Enerji,Ekonomik, Uzay Savaşları arada bir dillendirilen savaş konseptleridir.Buraya bana kalırsa gelecekte kadınların erkekler için yapmaları muhtemel savaşı da eklemek gerekli.Bu daha çok sosyal bir çerçevede olacak ama yıkıcı etkileri olacağını söylemek hiç de zor değil.Zira kadınlar istediklerini almak konusunda doğada rekabet sanatını en detaylı ve uzmanca kullanan varlıklardır ne de olsa.
Modern yaşamı oldum olası analiz edip oluşturduğu ürünleri her zaman değerlendiren biriyim.Bu durum için ise konuşacak olursak ortada Biyoloji/Genetik biliminin öne sürdüğü bazı tezleri öne çıkarmak gerek.Bilindiği üzere kromozomal tanımda kadın ( bayan değil ) 44 +XX , erkek ise 44 +XY formülleriyle tanımlanır.Buradaki ikinci bileşenler ise cinsiyetin belirlenişinde rol oynar.Günümüz - Milenium Çağı, Uzay /Bilgi Çağı artık ne derseniz - yaşamında insanlığın hayat akışı öyle korkunç bir akımla deviniyor ki yüzyıllardır süregelen birikim belli noktalardan sonra sapmalar göstermeye başlıyor.Metropol insanı kablosuz internet,cep telefonu,uydu yayını,mikrodalga fırın kullanıp, hazır/sağlıksız yiyecekler tüketerek üzerine de şehir yaşamının getirdiği stres eklendiğinde ortaya neredeyse mutant hale dönmüş varlıklara benziyor.Az önce belirttiğim ve erkeklerde bulunan eşeysel kromozomlardan olan Y kromozomları bu türdeki değişimlerden oldukça fazla derecede etkilenmekte.Erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozumu bu değişimler sonucunda artık ortaya çıkmakta zorlanıyor.Bundan birkaç nesil sonra Y kromozomu seçilim sonucu neredeyse mumla aranır bir hale gelecek.Bu durumda gelecek nesillerde erkek karakterinin ortaya çıkma olasılığını ise son derece düşürmüş olacak.Şu anda bile vaziyetin o yöne doğru gittiğini gözlemek çok da zor değil.Bu konuda Gelişim Psikologları da benzer ifadeler kullanmaktalar.
İnsanoğlu boş kaldığında savaş senaryoları üretmeye bayılır.Nükleer,Su,Enerji,Ekonomik, Uzay Savaşları arada bir dillendirilen savaş konseptleridir.Buraya bana kalırsa gelecekte kadınların erkekler için yapmaları muhtemel savaşı da eklemek gerekli.Bu daha çok sosyal bir çerçevede olacak ama yıkıcı etkileri olacağını söylemek hiç de zor değil.Zira kadınlar istediklerini almak konusunda doğada rekabet sanatını en detaylı ve uzmanca kullanan varlıklardır ne de olsa.
14 Şubat 2011 Pazartesi
Sevgililer Gününe Vücut Çalımı Atmak
Bugün ki Milli Kütüphane'den çıktıktan sonra Bahçelievler 'de gezen lümpen burjuva özentilerini gözlemek istedim.Caddelerde çok fazla hareket yoktu, insanlar Sevgililer gününü kapalı ortamlarda eda ediyorlardı.Ardından eve gidebilmek için Kızılay ' a doğru yola koyuldum.Yapı Kredi Yayınları, Sevgililer Günü' ne özel olarak şiir kitaplarında %25 indirim yapıyormuş.Üzerinde kalp çıkartması indirimi kaptın demektir.Ben de uzun zamandır Cemal Süreya' nın "Sevda Sözleri" adlı kitabını almayı planlıyordum.Kitabın normal satış fiyatı 15 TL.Yayınevinin Kızılay' daki satış noktasına girdim.Üzerinde kalp çıkartmalı olan Sevda Sözleri' ni Sevgililer Günü indirimi ile 10 TL ye kapattım.Bu kez sistem beni değil; ben sistemi kullandım, onu kendi silahıyla vurdum ! Bu sıradan günü fırsata çevirdim.Sevgililer Gününe sağlam bir vücut çalımı atarak karlı çıkmış oldum.Zaten kitaba ihtiyacım vardı.Çok büyük bir iş başardım, biliyorum.!
Kitabı alıp Güvenpark'tan geçerken çiçek olmayan yerler bile çiçek kokuyordu.Kısacası bugün gül, papatya,vb. çiçek türlerine bir nevi soykırım uygulanmış gibi geldi bana.Hele de yollarda ellerinde çiçeklerle gezen koca koca adamlarda görülmeye değerdi doğrusu.İnsanları anlamıyorum.Abi bir saksıyı çalıştır.Madem alacaksın bu çiçeği14 Şubat'ta alma.Git çok sıradan, rütin bir günde sürpriz haline getirerek bir şeyler yap.Sonuç olarak karşı taraf bugün bir hediye geleceğini bildiği için sen zaten olayın kendisiyle ya da kendinle çelişiyor olacaksın.Mesele beklenti oluşmamışken, kendi yaratıcılığınla karşı tarafı hiç beklemediği bir anda hazırlıksız yakalayıp, bundan kat be kat daha fazla duygunun teline dokunmak.Mantıklı olan da bu zaten.Dostlar iş de görsün kafasıyla giderseniz yarı yolda kalırsınız, benden demesi.Adam olun =)
Kitabı alıp Güvenpark'tan geçerken çiçek olmayan yerler bile çiçek kokuyordu.Kısacası bugün gül, papatya,vb. çiçek türlerine bir nevi soykırım uygulanmış gibi geldi bana.Hele de yollarda ellerinde çiçeklerle gezen koca koca adamlarda görülmeye değerdi doğrusu.İnsanları anlamıyorum.Abi bir saksıyı çalıştır.Madem alacaksın bu çiçeği14 Şubat'ta alma.Git çok sıradan, rütin bir günde sürpriz haline getirerek bir şeyler yap.Sonuç olarak karşı taraf bugün bir hediye geleceğini bildiği için sen zaten olayın kendisiyle ya da kendinle çelişiyor olacaksın.Mesele beklenti oluşmamışken, kendi yaratıcılığınla karşı tarafı hiç beklemediği bir anda hazırlıksız yakalayıp, bundan kat be kat daha fazla duygunun teline dokunmak.Mantıklı olan da bu zaten.Dostlar iş de görsün kafasıyla giderseniz yarı yolda kalırsınız, benden demesi.Adam olun =)
12 Şubat 2011 Cumartesi
Ankara'da Bir İmza Günü ( Kibrit Çöpleri )
Bugün hayatımda ilk kez bir yazarın imza gününe katıldım.Murathan Mungan geldi Ankara'ya.Ben de dün yeni çıkan kitabı "Kibrit Çöpleri" ni almıştım, bugün de kitap evinde imzalatmaya gittim.Ne yalan söyleyeyim, öncelikle ne konuşacağımı bilemedim.Kuyruğa girdikten sonra aklımda bir şeyler oluşmaya başladı.En sonunda sıra bana geldi.Murathan Mungan adımı sordu, söyledim ardından kitabın ikinci sayfasına adımı, soyadımı yazıp, tarih attıktan sonra imzaladı.Ben, kendisine "İlk olarak Kırk Oda adlı kitabınızı okudum.O kitapta 80'leri anlatan öyküler vardı, umarım o öykülerin günümüz versiyonlarını da okuruz" dedim.Mungan : "Bu biraz tekrar köpürtmek gibi olur, yinede o türden bir öykü kitabı yazmayı tasarlıyorum." dedi.Bende : "Adı önemli değil aynı hisleri alabilirsek problem yok." dedim.Arkasından Mayıs 2008 'de Samsun' a geldiğinde imza gününe gidemediğimi söyledim, Mungan'da 'Kadından Kentler' kitabı için geldiğini söyledi ve tarihi hatırlamamı hoşnutlukla karşıladı.
Bunları okuyan kişi belki yadırgayacaktır yazdıklarımı; ancak belirttiğim gibi hayatımda ilk kez bir yazara kitap imzalatıp ve sohbet etme şansım oldu.Daha önce bu tür bir imkanım olmamıştı.Çok zevk aldığım bu imza gününden.Ankara'da olmanın avantajları denilebilir buna.Bir miktar heyecanlanmayı da normal karşılamak gerekir.Her zaman imza gününe gidemiyoruz azizim.Umarım daha birçok imza gününe gitme fırsatım olur bundan sonra.
Bunları okuyan kişi belki yadırgayacaktır yazdıklarımı; ancak belirttiğim gibi hayatımda ilk kez bir yazara kitap imzalatıp ve sohbet etme şansım oldu.Daha önce bu tür bir imkanım olmamıştı.Çok zevk aldığım bu imza gününden.Ankara'da olmanın avantajları denilebilir buna.Bir miktar heyecanlanmayı da normal karşılamak gerekir.Her zaman imza gününe gidemiyoruz azizim.Umarım daha birçok imza gününe gitme fırsatım olur bundan sonra.
4 Şubat 2011 Cuma
Pöffffffffff
Bugünümü nasıl tanımlayabilirim diye geçiriyorum içimden saatlerdir; ancak bir noktaya varamadım daha.Hani Schopenhauer söylerdi : " İnsan sıkılmazsa zaman kavramının ne olduğunu idrak edemez. " Bunu zaten biliyorum uzun zamandır.Hatta deneylerini bile yapmıştım.Son derece müspet bir olgu.Arada düşünmüyor değilim.Felsefeyle ilgilenmesem daha mı mutlu olurdum diye? Bilgi dünyada güç ise bilmekten de korkmamak lazım o halde.Bir ara aklıma ceza evinde yatanlar geldi.Zamanı nasıl eritirler diye.Empati yaptım.Zor iş vesselam.Ben dışarıdayım ama evden çıkmıyorum nedense. Bir nevi içerideyim o zaman.Neyse bırakalım bu Aristo mantığını.Kendimle kalmaktan sıkılıyorum kısacası.Bir türlü çözemediğim bir problem bu.
Hava soğuk diye bahane bulacak değilim.Kış mevsimini ne kadar sevdiğimi bilen bilir.Burada gerçi kaldırımlar hep buzlu.Düşmemek için geometri bilgimi konuşturmam gerekiyor; yinede şikayetçi değilim.Yalnızken tadı çıkmıyor be abi.Bir ara dedim çevreyi bir gözlemleyip bilişsel haritama yeni kayıtlar yapayım. İnsanın yüzünü kesen o soğukta yokuş yukarı doğru kaymadan uzunca bir yol yürüdüm.Bir yandan da berber, market, elektrikçi,kasap, vs.. nerededir diye şöyle bir sağa sola bakına bakına soğukta yürüdüm.Aklıma gelen en iyi fikir bu idi.Bir ara TV tamircisi gördüm.Eve bir uzaktan kumanda lazımdı.Fırsatı bulmuşken alayım bir tane diye girdim dükkana.Hem kumanda alacaktım hemde birisi ile dialog kurmuş olacaktım.Dükkana girdim ve konuşamadım.Bariz zorlandım konuşmaya. Bunu iki nedene bağlıyorum.Birisi hava çok soğuktu ve yüz kaslarımı açmak biraz zor olacaktı.İkincisi saat 17 'ye kadar hiç kimse ile konuşmadığım için yüz kaslarım tembellikten zorlanmış olabilir.Üçüncü durum ise her ikisinin birleşiminden oluşuyor.Ben kumanda alıcaktım demek istedim ama tam olarak telaffuz edemedim.Adam da anlamadı zaten.Sonradan hızla toparlandım ve eski halime dönmüş oldum böylece.Kumandayı alıp bu sefer kaygan kaldırımlarda aşağı doğru düşmeden yürümek için gayretle eve doğru yola koyuldum.
Bunları neden yazıyorum bunu da tam olarak bilmiyorum; ancak bugün çoookkkk sıkıldım.Umarım Ankara' daki en berbat günümü bugun yaşamış olup sıkılma hakkımı başımdan savmış oluyorumdur.
Hava soğuk diye bahane bulacak değilim.Kış mevsimini ne kadar sevdiğimi bilen bilir.Burada gerçi kaldırımlar hep buzlu.Düşmemek için geometri bilgimi konuşturmam gerekiyor; yinede şikayetçi değilim.Yalnızken tadı çıkmıyor be abi.Bir ara dedim çevreyi bir gözlemleyip bilişsel haritama yeni kayıtlar yapayım. İnsanın yüzünü kesen o soğukta yokuş yukarı doğru kaymadan uzunca bir yol yürüdüm.Bir yandan da berber, market, elektrikçi,kasap, vs.. nerededir diye şöyle bir sağa sola bakına bakına soğukta yürüdüm.Aklıma gelen en iyi fikir bu idi.Bir ara TV tamircisi gördüm.Eve bir uzaktan kumanda lazımdı.Fırsatı bulmuşken alayım bir tane diye girdim dükkana.Hem kumanda alacaktım hemde birisi ile dialog kurmuş olacaktım.Dükkana girdim ve konuşamadım.Bariz zorlandım konuşmaya. Bunu iki nedene bağlıyorum.Birisi hava çok soğuktu ve yüz kaslarımı açmak biraz zor olacaktı.İkincisi saat 17 'ye kadar hiç kimse ile konuşmadığım için yüz kaslarım tembellikten zorlanmış olabilir.Üçüncü durum ise her ikisinin birleşiminden oluşuyor.Ben kumanda alıcaktım demek istedim ama tam olarak telaffuz edemedim.Adam da anlamadı zaten.Sonradan hızla toparlandım ve eski halime dönmüş oldum böylece.Kumandayı alıp bu sefer kaygan kaldırımlarda aşağı doğru düşmeden yürümek için gayretle eve doğru yola koyuldum.
Bunları neden yazıyorum bunu da tam olarak bilmiyorum; ancak bugün çoookkkk sıkıldım.Umarım Ankara' daki en berbat günümü bugun yaşamış olup sıkılma hakkımı başımdan savmış oluyorumdur.
2 Şubat 2011 Çarşamba
İlk Adım(*)
İki gündür yazacağım diye niyetlenip yazamıyordum, şu an elime geçmişken ötelemek olmaz.Bugün Ankara' da ki ikinci günüm.Ben hayatımdan her ortam değiştirişimde yeni geldiğim yerin farklı bir enerji yüklemesiyle karşı karşıya gelip bu değişimin farkını derin bir şekilde duyumsarım.Birkaç aydır kendimi yaşlı bir çınar ağacı gibi hissetmekteyim.Normalde beni çok mutlu eden değişkenler ile karşılaşıyor olsam da geçmişteki kadar haz duyamıyorum bundan.Kendimi ormanda unutulmuş bir ağaç tomruğu gibi hissetmeye başladım. Sanki birisi içkime ilaç attı da beynimi uyuşturdu gibi.Enteresan geliyor bana hemde hiç neden yok iken.Bu durumda uzuuun bir süredir aklımda sahne alan düşünceleri reel alana geçirirken benim dışımda oluşan olumsuz faktörlerinde büyük katkısı var.Yalnızca sabrediyorum.Eskiden olduğunun aksine, kontrolü elimde tutmak belki de çok işime yaramasa da gelecek adına bana fayda sağlayacak.İzlemekteyim sadece, içimde bazı volkanlar lav püskürtüyor olsa da.
Ben, aslında başımın bir metre üstünde dolaşan ve isteklerimi/hayallerimi baltalamakla meşgul birisi olduğunu iyiden iyiye düşünmeye başladım.Bilsin ki bu kadar sulu şaka yapmaktan vazgeçsin artık.İğrençleşiyor, farkında değil kendileri.Bu paragrafı anlatacağım birisi var.Bakalım o bu duruma neler söyleyecek?
Geldiğimden bu yana bir yorgunluk tepemde.Ben zaten şehir değiştirince bir kaç gün uyur gezer gibi olurum.En azından Ankara, Samsun kadar nemli değil.Üstelik akşamları çıkan soğuk ise insanın kafasını matkapla delen tecrübeli bir usta gibi.Bunlar bile farklılıkları göstermek için yeterli iki örnek.Yinede pencereden bakınca beyazlarla kaplı çatıları görmek bile güzel.Burada evlerin neredeyse tümü 4-5 katlı ve birbirine çok benziyorlar.Bulunduğum semtte bu olgu tam bir ahenkle somutlaşıyor. Zaten Ankara, evlerin çatılarındaki beyazlıkla ruhunu giydirmiş ağır ve üstüruplu bir kent.Birazda bundan seviyorum burayı.Benim gibi fazla hareketi ve gürültüyü sevmeyen bir insan için son derece uygun olduğunu hep söyler dururum.Geldiğimden bu yana sürekli Bülent Ortaçgil dinliyor isem bununla çok yakından bir korelasyonu olduğunu çok daha belirgin bir halde duyumsuyorum.Tam bir bütünleşme gibi geliyor bana.Olması da gerekli hani.
Ankara' da ki asıl var oluş nedenimi buraya yazmayı çok sevimli bulmuyorum açıkçası.Büyüyü bozar diye endişe ediyorum sadece.Yalnızca etrafımı çevreleyen bir kaç katmanı betimlemeye çalıştım.Sevimsiz tarafını ise defterime yazıp biraz daha muhasebe yapmam gerekli, en azından gelecek için.Şimdilik yeter bu kadar sanırım.
Ben, aslında başımın bir metre üstünde dolaşan ve isteklerimi/hayallerimi baltalamakla meşgul birisi olduğunu iyiden iyiye düşünmeye başladım.Bilsin ki bu kadar sulu şaka yapmaktan vazgeçsin artık.İğrençleşiyor, farkında değil kendileri.Bu paragrafı anlatacağım birisi var.Bakalım o bu duruma neler söyleyecek?
Geldiğimden bu yana bir yorgunluk tepemde.Ben zaten şehir değiştirince bir kaç gün uyur gezer gibi olurum.En azından Ankara, Samsun kadar nemli değil.Üstelik akşamları çıkan soğuk ise insanın kafasını matkapla delen tecrübeli bir usta gibi.Bunlar bile farklılıkları göstermek için yeterli iki örnek.Yinede pencereden bakınca beyazlarla kaplı çatıları görmek bile güzel.Burada evlerin neredeyse tümü 4-5 katlı ve birbirine çok benziyorlar.Bulunduğum semtte bu olgu tam bir ahenkle somutlaşıyor. Zaten Ankara, evlerin çatılarındaki beyazlıkla ruhunu giydirmiş ağır ve üstüruplu bir kent.Birazda bundan seviyorum burayı.Benim gibi fazla hareketi ve gürültüyü sevmeyen bir insan için son derece uygun olduğunu hep söyler dururum.Geldiğimden bu yana sürekli Bülent Ortaçgil dinliyor isem bununla çok yakından bir korelasyonu olduğunu çok daha belirgin bir halde duyumsuyorum.Tam bir bütünleşme gibi geliyor bana.Olması da gerekli hani.
Ankara' da ki asıl var oluş nedenimi buraya yazmayı çok sevimli bulmuyorum açıkçası.Büyüyü bozar diye endişe ediyorum sadece.Yalnızca etrafımı çevreleyen bir kaç katmanı betimlemeye çalıştım.Sevimsiz tarafını ise defterime yazıp biraz daha muhasebe yapmam gerekli, en azından gelecek için.Şimdilik yeter bu kadar sanırım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
