Beş aylık bir aranın arkasından evimden bir şeyler yazmanın zamanı geldi sanırım.Aslında bu beş aylık sürede yaşananlar ile ilgili yazmak bana pek çekici gelmiyor ama yinede bir girizgah yapmak ve de arada neler olduğunu anlatabilmek için faydalı olduğu kanısındayım.Bu yazıya da sevgili Emilia'nın güzel hislerini ve enerjisini arkama alarak başlamak istiyorum.
Öncelikle belirtme gereği duyduğum hususlar var.Askerlik denen olay erkeklerin hayatlarında bire on beş katarak anlattıkları,övünmeyle birazda, açık olalım, abartıyla süre giden muhabbet etmeleri için son derece uygun bir ortamın hazırlayıcısıdır.Bunları söylememdeki amaç; tam anlamıyla bütünsel bir askerlik yapmamış olmam ve de konuyu uzun anlatırsam, bunun bir askerlik muhabetinden çok gözlemlediğim konulardan ibaret oluşudur.Neyse devam edelim.
Aralık ayının ortasından başlayarak gelişen süreç içerisinde öncelik ile Manisa Alaşehir 'de bulunduğum bir on yedi günlük bir dönem var.Aslına bakılırsa olayın biraz da şoku içinde çok fazla anlam veremediğim,alışamadığım insan tipleriyle yaklaşık 1600 kişinin bir arada bulunduğu bir yerdeydim.Dürüst olmak gerekirse Alaşehir için çok fazla şey söylemek istemem, zira hatırlamayı pek sevmiyorum orasını.Hayatımda yaşadığım en sefil on yedi gündü.Örneğin bir hafta banyo yapamamanın ne demek olduğunu fark ettim.Hep mi kötüydü diye soran olursa; aynı koğuşta kaldığımız elli beş kısa dönem arkadaş vardı.Onlardan da on beş tanesiyle gayet samimi ve güzel zamanlar geçirdik.Bence Alaşehir'in tek kazanımı bu olsa gerek.
Arkasından yılbaşı gecesi Ankara'ya asıl yere gelmiş olduk.K.K Lojistik Komutanlığı'na.İlk gittiğimde pek anlam verememiştim.Ankara'nın orta yerinde Samsun- Konya yolu üzerinde bir kışlaydı burası.Kolordu dersek daha doğru olur.Çünkü başında bir korgeneral vardı.Sanırım ilk gidişin getirdiği bir bocalama hali olsa gerek.Tek üzüntüm Alaşehir'de tanıştığım arkadaşlarımdan sadece birisi ile yola devam edecektim.Zira büyük çoğunluğu Ankara olmak üzere farklı yerlere dağılmıştık.Bir de yılbaşı akşamı orada olmam ve insanların 10'dan geriye doğru saydıkları dakikalarda ben karanlığa boş boş bakıyordum.Hafta başı olunca asıl görev yerimiz olan Ulus'taki tren garına gittik.Sabahları saat yedide servise binip gara,akşamları da beş-altı arasında da lojistik'e geri dönüyorduk.İlk başta dedim, bu tam bir memurluğa benziyor.İlk gittiğimiz gün başımızdaki albay ile tanıştık.Bizim garda yapacağımız görevimizi tanımladı.Albayın bizden öncelikle istediği 8. sınıfa giden kızına ders vermemizdi.Ben Fen Bilgisi, diğer arkadaşım Sezai'de Matematik dersi verecekti.Onun dışında bizden askerlik anlamında özel bir isteği yoktu.Bunun yanında birim üzerinde resmi yazışmalarla da ilgilenirsek çok daha iyi olacağını söyledi.Bunları duyunca gerçekten çok şanslı olduğumuzu anladım.Koskoca albay kızı için iki adet öğretmen ayarlamıştı.Bunlardan biri de bendim.Üstelik bulunduğumuz yer de tren garıydı.Beş gün mesai saatlerinde dışarıdaydık.Sivil insanlarla beraberdik sürekli.Ondan dolayı yeşil renge karşı fazla bir antipati geliştirmedim diyebilirim (smile ) Üstelik tam bir askerlik sayılmazdı bu durum.Lojistik'teki kısa dönem arkadaşlarım atış yaparken, biz atış bile yapmamıştık.Bundan gocunduğum filan da yok hani.Bir tek kurşun sıkmadan askerliği bitirmek benim için çok daha güzeldi.Zira silahlarla aram pek iyi değildir.Zaten tren garında silah mı kullanacağız, onun için atış yapmayan kısa dönemler olarak iyi derece de makara konusu olmuştuk.Rahatsız mıyım, hiç de değil.
İlk günlerde vagon tiplerini öğrenerek geçirdik.Hangi malzeme hangi vagonla taşınır, gibilerinden.Aslında derslerin başlamasına az süre kala bunları öğrenmek iyiydi, çünkü zaman oyalanarak geçer.Arkasından dersler başladı ve zamanda akmaya devam etti.Benim için iyi yanı hem zaman hemde mesleki anlamda faydası oldu derslerin.Aktifliğimi korumuş oldum ve sınava bir öğrenci hazırladım.İyi yanlarından biri de hafta sonu izinlerimiz iki gündü.Bu da ayda 8 gün dışarıda olma hakkı tanır.Lojistik'teki kısa dönem arkadaşlarım ayda 2 kez dışarı çıktıkları düşünülürse buradan da bir bonus yakalamışız laf arasında(smile).Ben tabii bu hakkın da anasını ağlattım.O da şöyle: Tüm izin günlerinde,buna kar yağdığı zamanlarda dahil, hiç boş geçmedim.Tüm izinleri kullanarak zamanın belli kısmını başarıyla erittim diyebilirim.Durumun bir de farklı yüzüyle tanıştırmak isterim.O da şu: Ben Ankara'da daha önce yaşamıştım ve Ankara'yı iyi tanıyan ve bilen birisiyim.Hafta sonlarında da daha önce gittiğim yerlere,sevdiğim mekanlara, tanıdığım insanlara gidiyordum.Ancak akşam olduğunda Öveçler'deki evime değil de lojistiğe gidecek olmamı anladığımda ise tam bir uçuruma yuvarlanış yaşıyordum.Özellikle Ümitköy ve Çankaya'dan Altındağ'a geçince yaşadığım travmayı anlatamam.Belki de bu değişkenlerden dolayı tam bir askerlik moduna girememiş olabilirim,zaten devrem Sezai'nin dediği gibi askerliği öğrenemeden askerliği bitirmişim ya,neyse.
Zihnimi kurcalayınca yazılabilecek son derece fazla konu bulunabilir.5ay az bir süre değil nereden bakılırsa.Bu süreçte çok zor zamanlarımda oldu;ancak ortalamaya baktığımızda çok daha iyi bir konumda ve şehirde bulunduğumu rahatlıkla ifade edebilirim.Gerek Ankara,gerek tren garı,gerek albay bana son derece uğurlu geldiler bu beş aylık zaman zarfında.Ankara temmuz ayında taşınmıştım Samsun'a ve Aralık ayında yeniden dönmüş oldum, bu bile enteresasan bir kombinasyonun tezahürü olsa gerek.Ben aslına bakılırsa bu geçen süreyi somutlama bağlamında kısa boylu göbekli bir adama benzetiyorum.Nedeni de şu.Samsundan çıkıp tekrar geri döndüğüm gün arkama baktığımda geçen zaman bana çok kısa geldi; ancak Ankara'daki beş ay nedendir bilmem beş aydan fazlaymış gibi bir iz bıraktı bende.Onun için bu kısa,göbekli adam cuk diye oturan bir sembol gibi bu süre için.Zaten askerde bizim gibi kısa dönemlere "poşet" dedikleri için bende böyle bir benzetim yapmış oldum geçirdiğim süreye kendi adımca.Başta belirttiğim gibi öyle anı anlamında çok fazla şey yaşamadım.Bunlar sadece gözlem ve arda kalanlar benim için.Çok fazla kişiyle yakın durmadım açıkçası.Akşamları genelde kısa dönem arkadaşlarımla geçirdiğim zamanlar daha değerliydi,zira konuştuklarımız havada kalmıyor ve ilerleyebiliyordu.Gerçekten enteresan kişiler de vardı.Bunu yazarken amacım küçük düşürmek değil -baştan belirteyim- muzu kabukla yiyen,kiviyi patates sanan insanlarda vardı.Hatta bir arkadaşım Gaziemir'de pisuvarda kafasını yıkayan adam bile görmüş.Biliyorum biraz çirkin ve absürd örnekler ama bunlarda bu ülkede yaşayan insan davranışları.Velhasıl bir beş ayın ardından yine yeniden buralardayım.Uzak kaldığım süreç gerçekten zorladığı zamanla kendini gösterdi.O anlarda burada yaşadıklarımızı,paylaştıklarımızı hatırladıkça biraz daha dayanma kudreti buldum kendimde.Bir nevi ağrı kesici gibiydi blogger'da,twitter'da yaptıklarımız,Emilia'nın,Nileud'un,Yasemin'in vd. yazdıkları.Bunları hatırladıkça ferahladım dersem abartmış olmam.Yeniden beraberiz ve daha da güzelleşecek her şey.
burada yeni bir post görmek...
YanıtlaSilçok güzel!
kalemin bana ilk günlerimde çok iyi geliyordu... Bundan sonra da yanımda olsun isterim...
Evet,burada yeni bir post.5 ay aradan sonra oturup adam akıllı bir şeyler yazmak.Özlemişim fena halde.
YanıtlaSilYazmaya devam.Eskisi gibi ağdalı cümleler kuramıyorum, bu gerçek ama yavaştan yavaşa o da düzelmeye başlıyor kanımca.Bu konuda senin de yazdıkların/söylediklerin son derece değerli.Buradaki blog ortaklığımız baki kalacak,eminim.
Yazını okur okumaz bir şeyler karalamak istemedim. Vakit aralığında geldim buraya. Uzun uzun yazayım diye.
YanıtlaSilİlk postun bu. Neden bilmiyorum gerçekten beklemiştim bunu. Ankara'ya götürdün beni 3 sene sonunda. Ben de 1 sene orada kalmıştım Üstelik Ümitköy demişsin ya, belki de sen yazarken ben de okurken aynı şeyleri yaşadık; geçmiş. Düşünüldüğünde ne de saçma ve garip geliyor. Hissettiğinde tuhaf, istek duyduğunda, o derinlerinden isteyen, tuhaf bir şey. Sanki ne zaman bir devinim olsa, devinenin ben olmadığını düşünürken buluyorum kendimi. Sanki sen de öyleymişsin gibi. 5 ay içine sığdırabildikleriyle birlikte garip bir nitelik taşıyor. Gözlemlerin, senin ruh halin. Ama sen yine Samsun'a alışacaksın ağdalı cümleler kuracaksın ve hiçşeyselleştireceksin kelimeleri, doluğ taşacaklar ironilere çığlık atar gibi.
Rodolfo, buralarda olduğunu bilmek -yeniden- harika bir duygu. Kelimelerle gülümseyerek yazıyorum ki; İyi ki geldin.
Ayrıntılı yazmak için extra zaman ayırman bile büyük zarafetini göstermekte.
YanıtlaSilBelki de zaman makinesi denen alet tamda beynimizde.Yazdıkça parçaları birleştirip başka bir evrene mi atlıyoruz, ne dersin ?
Bu devinme konusunda aslında felsefeden feyz alıp nedense bu kadar durağan bir konumdayız anlayabilmiş değilim.Herakleitos gibi; sende,bende o köprünün altından akan nehire çokça şey yükledik.Peki neden eylemsizce aynı yerdeyiz.Bunu konuşmalıyız.Ve hiçşeyselleşmeye devam edeceğiz aralıksızca,yüksek perdeden hemde.
Burada yine eskiden olduğu gibi seninle karşılıklı bu sözcükleri/cümleleri düşürmek gerçekten - kelimelerle yazıyorum - muhteşem bir haz.Sonsuza dek sürmesinden vazgeçmem bunun,evet.