Burayı uzun süredir kullanmayışım; bununla birlikte yaşadığım vicdan azabını, yazacak şeyler bulamayışım; aslına bakınca pek öyle enerjimin kalmadığını, çoklukla karşı koyamadığım bir yabancılaşma girdabında çırpınışıma bağlıyorum. Üvey evlat gibi kaldı biliyorum, hayatmarkajı. Teselli olarak buraya gelişimi de yabana atmasam iyi olur bu çerçeve içinde.
Girizgâhımı biraz yalanlar gibi görünebilirim, birkaç yer eden meseleden bahsetmem gerek.Anlattığım yabancılaşmanın temelinde Rize'ye gelişimi başlangıç olarak saydığımda; çalıştığım okuldaki insan davranışları, seviyesizlikleri, lümpenlikleri, benim sosyal yönden bu aşağılılıklar içinde fena bocalayışım... Kafa dengi aramayı vazgeçtim sohbet edebileceğim kimsenin olmayışı ve okulda geçen zamanın epeyce çekilmezliklerle kaplı oluşu.Ben şimdiye değin bu kadar ego bağımlısı, insan özelliklerini bu denli düzeysiz bir basamakta bulunduran bir yığınla bu miktarda mâruz kalmamıştım.Tüm bunların yanında kendimi iyi hissedebileceğim bir alanın hâlâ belirmeyişi de yabancılaşmanın ve bunalmış hâlimin önemli dinamikleriydi.Kimseye set çekmeden, aşağılamadan, saygı ile ilişki kurmaya başladıkça neden bilmem yalnızlık katsayım daha da artmaya başladı.Tam tersine odasını ayırmakla, yemeğini kendince yemekle, bir pazar günü çay içip sohbet etmeye çağırıp kabul edilmeyişimle kendimi anlamsız ve direkt benden kaynaklı olmayan bir boşlukta buluverdim.Her ne kadar bu dönem insanlarının eskisi kadar değerlerden ve karakterden uzak oluşlarını bilsem de; yinede büyük insanlık temelinde her dâim açık ve anlamlı sosyal eylemlerde olmayı yeğledim. Gel gelelim tüm açık yürekliliğime ve kollektif değer üretme çabamın insanlara radyasyon yayıp onlara zarar verecekmişim algısıyla böylesi bir yalnızlıkla baş başa kalışımı ne yalan söyleyeyim istemeden de olsa fazlaca kafaya taktım.Öyle ki; okuldaki yalnızlıkla evdeki yalnızlığı seri bağlamayla eklediğimde ziyâdesiyle çile yaşadığım sonucu çıktı ki; artık yeter demek gerekliymiş. Şöyle somutlayayım: Bir dönem boyunca birlikte arabalarıyla okula gittiğim kişilerin birkaç ay sonra yağmurlu bir günde, üstelik arabalarında yer varken, ben onlara gelebilir miyim diye sorduğumda eşyalarının olduğu yanıtı almam.Kocaman bir arabada evine giden bir öğretmen topluluğunun nasıl bir eşya anlayışı vardır ki ; böyle bir cümle kurma gereği duyabilsin anlamış değilim.Ben bunu artık normal karşılamadım ve selâmı sabahı kestim.Bu da demek oluyor ki benim verdiğim kollektif değer seviyesiz egolarca bir karadelik gibi yutulmuş ve toplum beni kendince biraz kerizlemeye çalışmış.Normalde böyle şeylere gülüp geçecek iken; bundan böyle o kişileri yok hükmüne aldım. Bunu bana yazdıran bir olay oldu iki gün önce.Benim o araba grubundan çok sevdiğim ve o grupta olmasını pek sindiremediğim, çok değer verdiğim bir Türkçe Öğretmeni var. Onunla birlikte gittik okula cuma günü. Ben onu beklemiyordum. Uzatmayayım, O da benim yaşadığım türden sorunlar yaşamış o kişilerle ve bağımsız olarak davranmayı seçmiş. Bunu duyduğumda basit gibi gelebilir ama kendimi o kadar soğumuş ve rahatlamış hissettim ki. Uzunca bir süredir türetmiş olduğum tezlerin bir doğrulamasıydı bu yaşanan.Bundan dolayı kendimi biraz daha ferâh hissettim. Şu da çıkarılabilir: Tezlerimin doğruluğu için illa ki bira başka örnek mi gerekli ? Yaşadığım ortam o kadar sefillikle kaplı ve lümpenlik kaynıyor ki; bu yalıtılmışlıkta insanın ölçü birimleri bile ayaklarına dolanır olabilmekte. Neyse ki; Ayşe Hoca'nın bu gösterdiği dik duruş ve karakterli tavır beni geç de olsa biraz daha rahatlattı ve az da olsa muhâkeme noktasında kötü olmadığımı da göstermiş oldu. Goethe derdi: "İnsan kendini yalnızca insanda tanır" diye. Belki tartışmaya açık bir cümle olsa da benim durumum için geçerli olduğundan söyleyebilirim. Böyle bataklık mekanlarda böyle sefil insanlar arasında kalmışken; artık sabahları çok değer verdiğim, tam bir hanımefendi olan, üstelik hârika bir edebiyat okuru olan Ayşe Hoca ile okula beraber gideriz bizde. Bendeki fikirleri somutladığı ve sergilediği duruş nedeniyle kendisine olan saygım bir kat daha artmış oldu ve beni son derece memnun etti. En azında sabahları gâyet keyifle okula gideceğim bir yol arkadaşım olmuş oldu. Yürekten sevgilerimle.
Aynı gün içinde Rize'de tanıdığım, adam gibi adam derler ya o türden, karakter sahibi, âhi geleneğini yaşatmaya çalışan bir esnaf abi var. Adem abi Rize'de beyaz eşya bayisi. Buraya ilk geldiğimde tanımıştım. Babacanlığıyla, muhabbetiyle, cömertliğiyle çok kısa sürede sevdiğim bir abimiz. Aslında tipik Karadenizli; konuşmasıyla, karakteriyle.Çok da sempatik ve esprili bir insan. Beni de sever. Ondan alış veriş yaptıktan sonra dükkanına dâvet etti her zaman demli bir çay içmeye. Bende fırsat buldukça gitmeye çalışırım. Esnaflığı rahmetli dedemin esnaflık anlayışına benziyor. Biraz da bunu seviyorum herhalde. Adem abi Rize ortalamasına göre daha bir gün görmüş, insan ilişkileri ve karakteri son derece takdire tâbi. Buradaki insan davranışlarını görünce o gerçekten benim için daha kıymetli oluyor. Cuma günü çay içerken konuştuk epeyce. Ben uzun zamandır gidememiştim yanına. O sürelerde işlerin pek iyi gitmediğinden, satışların azaldığından, sattığı beyaz eşyaların parasını alamadığından, tanıdık müşterilerinin çevirdiği dolaplardan, iyilikle mal sattığı kişilerin gösterdiği kirli yüzlerinde. Hatta mayıs ayındaki çay toplama sezonundan sonra da işlerin böyle devam etmesi halinde dükkanını kapatacağını, gelir gider dengesinin yürümediğini söyledi. Günümüzde bu kadar kalender ve gönlü zengin insan bulmak o kadar zor ki. Azınlığa düşen bu insanlarda çevrelerindeki yamyam ruhlu insanlar tarafından adeta parçalanmakta tâbiri câizse. Derdimiz varlığı bozuk dünyada bizi güzel kılacak bir kaç soluk. Oysa uğraşılan, çekilen sıkıntıları görünce umarsız bir gülümseme kaplıyor yüzlerini, büyük bilinç sahibi, acıyı bal eyleyen AZ sayıdaki insanlar için.
Ezcümle, yabancılaşma denen kavramın asıl dinamosu insanın çevresi. İster bir beyaz eşya dükkanında, ister bir ortaokulda, ister bir mahalle kahvesinde. Yerler, mekanlar değişebilir.Samsun, Ankara, İzmir, Rize önemli değil. Zamanın ruhu geliştikçe vahşi bir savaş makinesine dönüştü insan. Uyumsuz kalan bir avuç kişiydi oyunu bozacak gözlere sahip olan. Hani Şirinlerin sonunda derdi : Sizde iyi bir çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz.Evet dostlar, sizde iyi olabilirseniz, bu pislik içerisinde gözlerindeki ışıkla dünyayı hergün her şeye inat mavilere boyayan yine de üzülmekten bıkmayan güzel insanları görebilirsiniz. Hadi rastgele.