9 Aralık 2011 Cuma

Kısa Bir Ara

Yaklaşık 15-20 günden bu yana aklıma takılan büyük derecede sorunlar vardı.Hızla giden bir arabanın kumlu yola girmesiyle hızındaki azalmaya benzer biçimde; bende birtakım oluşumların aklımdaki gitgel leriyle epey savaştım aslında.En nihayetinde bir karara ulaşabildim.Özünde gelecek planlamasıyla ilgili olan bileşenin ağırlık yaratan bölümü askerlik sorunuydu.Tekrardan erteletmenin veya sınava hazırlanmanın getirdiği çelişkiler karar alış sürecinde fazlaca zorladı.Üstelik ailemin de konuya bir çelişki ağı içinde yaklaşması karar verme mekanizmamın zarar görmesine yol açmaya başlayacaktı.Bende son başvuru günü kararımı gitmekten yana kullandım.Açık konuşmak gerekirse pek kolay olmadı; ancak koşullar içinde mantıklı bulduğum yerleri oldu bununda.Benim pek hazır olmadığım bir süreç oluyor olsa da erteletmenin çözüm olmadığını bildiğimden bir an önce bu sorunu başımdan def edebilmek için gitme kararının tarafında  yer aldım.Bu gecede nereye gideceğim ve süre konusundaki bilinmez de netlik kazanacak.Bakalım hayırlısı.

Benim açımdan pek kolay olmadı bu kararı almak; yinede uygun zamanda bu meseleyi de çözümlemek gerekli.Yaş ilerledikçe zorlaştığını birçok kişi söylüyor.Bir süredir zihnimdeki akışı kumlu yola sokan değişken buydu, askerlik.Karar alma sürecinde aklımdaki fazla yükten dolayı kitap okumaya ara verdim,internette geçirdiğim zamandan bir şey anlamadım, gazeteleri takip etmek içimden gelmedi,okuduklarımı anlamakta zorlandım, dinlediğim müziklerden ve şarkılarda uzak durdum,burada yazacapım yazılara da pek konsantre olamadım...Buna benzer semptomlar vardı önüme çıkan.Kronik bir yorgunluk.Görende hamilelik depresyonuna girdiğimi sanabilir, dedim ya pek hazır olmadığım için bu askerlik mevzusuna, aradaki git gel süreci epey zorladı beni.Bir de atama ve iş belirsizliğinin getirdiği ek sıkıntılarda eklendiğinde yılın hindisi adayı olmam işten bile değildir hani.Yakında Nietzche gibi migren olmazsam iyidir.

Ne kadar sürecek şu an bilmiyorum.Buradan ayrı kalacağım kesin.Ailemden,Samsun sahilinden,kitaplarımdan,Nileud'un özenli -duyarlı ufuk açan yaklaşımlarından,Emilia'nın sağlam  nihilist yazılarından,Yasemin'in  kıpkısa anlarındaki kesitlerden,yeni keşfetmeye başladığım twitter dünyasından,Okan Bayülgen'in programlarından,Beşiktaş maçlarından,Behzat Ç.'den...Demagoji yapmış gibi olabilirim, belki de bunların bir kısmından uzak kalmam, belli mi olur ? Aklıma gelenle bunlar.Velhasıl biraz uzakta kalacağım, sonra yeniden buluşmak ümidiyle.Burada olanları hiç unutmayıp hep hatırlamak gayesindeyim.

6 Aralık 2011 Salı

Memleketimden İnsan Manzaraları (*)

Başlıktakiyle müsemma bir gözlemimi aktarmak istiyorum.Parantez içindeki yıldız Nazım Usta 'nın bir şiir kitabının adıdır.Ben de ondan yola çıkarak gözlemlediğim bir kesit parçası anlatacağım hayattan.

Üniversiteye hazırlandığım dönemlerdeki arkadaş çevrem içinde - onlardan geriye bir kişi kaldı şu an - bizden yaşça büyük bir abimiz vardı.Adı Cem.Yaş farkı çok fazla olmasa da arkadaşlık açısından hemen hemen aynı dili konuşuyorduk.İlk izlenim anlamında son derece kibar,estetik sahibi,düşünceli,okuyan kısaca adam gibi adam diyeceğimiz bir yapıdaydı.Kendisi, biz üniversiteye hazırlandığımız yıl Resim Öğretmenliğinden mezun olmuştu.Resim alanında da oldukça başarılıydı.Ondan aldığım klasik müzik cd'lerini hala büyük bir zevk ile dinlerim.Güzel bir klasik müzik arşivi vardı.Tüm bunları alt alta yazınca son derece düzgün ve hayatta iyi bir noktaya gelmesi için neredeyse tüm kriterleri sağlamış bir portre olarak nitelendirilebilecek bir insan.

Gelgelelim biz üniversiteyi kazanıp başka hayatlara yelken açtıktan sonra çok fazla görüşme imkanımız olmadı.Tüm kişilerin farklı şehirlerde olmasıyla bağlantılar derince kopmaya başladı.Malum ülke şartlarını düşününce atanamyan bir Resim Öğretmeni ile karşı karşıya kalmış bulduk kendimizi.Bunun alt bilincindeki derinliği anlatmayacağım; zira bir insana bir beddua edecekseniz bu yazdığım formatı postalayıp, keyfinize bakın bundan sonra derim.Çok etkili ve çok yıpratıcı bir dönem.

Birkaç yıl sonra Tuğrul, Cem abi ve ben birgün buluştuk.O sıralarda Cem hayatın getirmiş olduğu zalim koşullar dayatması içerisinde polis olmakta karar kılmıştı.Ancak zihninde git geller haylice fazlaydı.Buluşmadan önce Tuğrul ile bu konuyu detaylıca konuşmuşlar.Tuğrul, bana bu konuda, yani polis olmasının onun adına daha iyi olacağını,tüm şartlar içinde yapılacak en son çarenin bu olduğunu anlattı.Benim duyduktan sonra farklı düşünceler oturdu zihnime.Cem abi gibi son derece naif ve kibar bir insanın polis olabileceği olasılığı beni son derece üzdü.Kendisinin sanatçı ruhuyla hayatta çok iyi yerlere gelebileceğine adım gibi eminim ve bunu fazlasıyla hak ediyor kanımca.Aradan bir süre geçtikten sonra Cem'in polis olmakta karar kıldığını öğrendim.Ne yalan söyleyeyim o zamanlar üzülmüştüm bu uyumsuz karara, ancak Tuğrul olaya pragmatik yaklaşırsak bunun Cem için koşullar anlamında iyi olacağını söyledi.Zaten polisliğe başladıktan sonra onunla hiç görüşme şansım da olmadı.Ta ki şubat ayına kadar.Cem'in tayini Eskişehir'e çıkmış.Ben şubat ayında bir gün Kızılay'a kitap almak için gitmiştim.O günde Ankara'da hükümetin işçi kazanımlarını zedeleyen bir torba yasa görüşmeleri vardı ve sendikalara bağlı işçiler Kurtuluş'tan Kızılay 'a kadar bir alanda toplanmışlardı.Ben de o gün dolmuştan iner inmez  Kızılay üzerindeki helikopter ve her adım başı polis yoğunluğundan anlamıştım,hareketli bir gün olacağını.Karanfil sokağa doğru ilerlerken sokağın girişinde tam techizatlı şekilde 20-30 polis bir sıra halinde toplanmış bekliyorlardı.Ben ise öyle etrafa bakınıp yürürken tesadüf olacak Cem'i gördüm.Önce tam olarak o olduğu ayırdına varamadım,başında bere vardı.Belli ki görevdeydi, bende polislerin fazlalığından başım dönmüş olacak ki ona baktım,o beni tam göremedi belki bilmiyorum, başını çevirdi ardından.Bende Karanfil sokağa doğru yürümeye devam ettim.Buradan bir suçlama yapmak haddime değil, ama başlarda dediğim gibi onu polis olarak görmeyi istemezdim hiç.Belki de Cem'de öyle görünmek istemediği için başka tarafa yöneldi.Demek ki Eskişehir'den takviye olarak getirildiler.Buradaki mesele asla meslek sorgulaması değil.Alın teriyle yapılan her meslek özeldir, eyvallah.Onun, hayatta kendine çok daha yakışır sanat alanında olmasını temenni ederdim ben.Gel gör ki yaşadığımız ülkenin insanları giymeyecekleri elbiseleri giydirmesi yok mu.Açık konuşmak gerekirse canım çok sıkılmıştı o gün.

Cem'in bir ağabeyi vardı.Ben tanımıyorum pek, babam tanıyor onu,tanıyorsam da şahsen sadece.Adı Oğuz'muş.O da üniversite okumuş bir insan.Eğitim Programcısı olduğunu söyledi babam.Muhabbetleri iyiymiş.Maalesef Oğuz abi de Cem abi gibi bir sarmal içinde.Onu geçenlerde hot dog (sosisli sandwhic) satarken gördüm.Çok şirin bir araba yapmış,yasal izinde alarak ekmeğini çıkarmaya çalışıyordu.İlk gördüğümde şaşırmıştım onu.Çok çok maalesef Cem için düşündüklerimi onun içinde düşündüm bir an için.4 yıl Eğitim programcılığı eğitimi alan,bu kadar donanımlı bir insanın - ki eğitim programcısı azdır bu ülkede nedense ? - yeri çok daha özel bir nokta olacakken hot dog işi yapması beni ziyadesiyle düşündürdü, hüzünlendirdi.Buradan Cem abi ve de  Oğuz abi için yazdıklarımın, yaptıkları işleri asla eleştirmek değil.Haddim değil zaten.Benim için alın teriyle ekmek parasını çıkarmaya çalışanın yaptığı iş, dünyadaki tüm kutsallıklardan daha kutsal, tüm ibadetlerden daha anlamlıdır.Onlara olan saygım ziyadesiyle fazla.Beni dört gündür yaralayan/hüzünlendiren, böyle donanımlı,düşünen,okuyan dolu insanların hak ettikleri yerlerde olamayışları.İnsan çok bilinmeyenli bir varlık.Şunu biliyorum ki ikisi de hem insan olarak hemde ailelerinden getirdikleriyle son derece değerli ve saygı değer insanlar.Necip ülkemizin adam harcama konusunda ne kadar marifetli olduğunun anlaşılması için iki kardeşin hikayesini betimlemeye çalıştım.Dileğim şu ki; böyle insanlar vardır; dersiniz en iyiyi hak eder.Ben de 'en iyiyi hak eden' iki güzel insanın ve hak etmeye devam eden güzel insanların daha huzurlu olacakları bir dünyayı gözlerimle görebilmek istiyorum.

Blind Guardian - Fiddler on the green          ,   benim için dinleyin.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Feed Back

Şöyle bir gezinti yaptım yazdığım son yazılar üzerinde.Ne yalan söyleyeyim, pek hoşuma gitmiyor yakın geçmişte yazdıklarım, üstelik kendi  kalemimin taradığı açıları da yavaş yavaş kaybetmeye başlamış gibilerinden bir yargıya varıyorum ki sinir bozucu olmaya yetiyor.Gerçi yazacak malzemelerim olmasına karşın; son zamanların getirdiği amansız yük ile belirsizliklerin birdir bir oynar bir vaziyet halinde,fırlama bir çocuk gibi sırıtmaları ister istemez gereksiz enerji sarfiyatiyle birlikte bezginlik anlamında onulmaz vadiler açıyor zihnimde.Genel geçer olduğunu varsayıyor olmakla birlikte somut yaşantıların somut yol gösterimleri ışığında eski duruluk ve derinlik içinde kaldığım yerden devam edeceğim.Kendi kendini teftiş eden ceberrut müfettiş kafasının da bir son bulması temennileriyle.

2 Aralık 2011 Cuma

Hepsi Bu (*)

Birazcık aşıktık,birazcık da sarhoş, birazcık yalnızdık hepsi bu,
Birazcık kaybetmiş, birazcık yenilmiş, birazcık hırpalanmış hepsi bu.