6 Ağustos 2012 Pazartesi

Kıyıdan Kıyıdan İstanbul

Bir sürelik İstanbul ayrılığının arkasından yeniden buralardayım.İyi geçen İstanbul izlenimlerim ve kafamda oluşan imgelerle ilgili tarihe not düşmek amacıyla bir şeyler karalamanın gerekli olduğu kanısındayım.

Daha öncede anlattığım gibi biraz nefes alıp bazı şeylerden uzaklaşmak ve beni İstanbul'a çağıran kuzenlerimle vakit geçirmek; ayrıca görmediğim yerlere bir göz atmaktı.Belli yönlerden güzel geçen zamanlarım oldu.Öncelikle Çağrı'nın yanına gittim.Kendisi Beşiktaş'ta oturuyordu.Gelir gelmez Beşiktaş'ta olmak İstanbul genelini düşününce son derece harika.Tuttuğum takıma adını veren bu harika ilçe gerçekten insanı aşık eden tarihi ve görsel güzelliklere sahip.Üstelik Çağrı'nın evinin iki sokak üzerinde Dikilitaş vardı.Semte adını veren, üzerinde Osmanlıca yazıların olduğu bir taş ile ayrı sokakta oturmak.Gerçekten ayrıcalıklı bir biçem.Üstelik evin epey yokuşta bir yerde olmasıyla boğaz manzarası, vapurları ve Kız Kulesini bir miktarda görmesi pastanın üzerindeki çilek etkisini kat be kat yükselten değişkenlerdi.Şu yeniden farkettim ki boğaz İstanbul'un şah damarı olsa gerek.Zaten gittiğimiz yerlerde hep boğazı çevreleyen yerler olduğundan İstanbul imgelemim son derece geçer notlara sahip oldu.Elbette gözümüze çarpan kötü görüntüler,vizyonsuz ve temelsiz inşalar da mevcut.Böylesi bir tarih ve doğa cömertliğine bu kadar vurdum duymazlıkla yaklaşıp çirkin yapılar yapılsa bile; buna rağmen İstanbul'un belirli bir güzellik ve otantiklik seviyesi tutturması gerçekten anlamlı.Bazen düşünmedim değil; bu şehir Portekiz'de olsa nasıl bir biçimde bize sunardı kendini ?
Çağrı ile kıyıdan kıyıdan iyi mesafeler yaptık.Ortaköy,Bebek,Kuruçeşme,Dolmabahçe gerçekten insanın keyfini katlayan yerler.Hele de İnönü Stadı'nı görmek, çevresini keşfetmek,Beleştepe'den sahayı görmek,stadın saray,boğaz ve yeşil ile olan komşuluğu ve uyumu anlatılmaz düzeyde.Oldukça objektif yazıyorum bunu.Beşiktaşlı olmasam da aynı şeyleri yazardım.Eminim.İlk gittiğim günlerde havanın sıcaklığı epey yüksekti.Samsun kadar nemli olmasa da yaman bir sıcağa sahipti İstanbul.Neyse ki Çağrı'nın evi biraz yüksekteydi ve akşamları güzel esiyordu.Özelikle hafta içleri biraz sıkıcı geçti.Çağrı staj için sabahın erkeninden Gebze'ye gittiği için bunaldığım zamanlarda oldu.Gelmeden önce tasarladığım dost görüşmelerinden de bir çoğu bazı uyumsuzluklar yüzünden heba oldu.Netice de çoğu iş sahibi çalışan insanlar; ben ise gezmeye gelmiş aylak bir adam.Bir de bu yalnızlık sıkılmaları olmasaydı İstanbul'dan alacağım pozitif yüklem çok daha iyi olabilirdi.Ne de olsa farkını bu noktada göstermesi bu şehire olan bakışımı sağlam biçimde daha da artırabilirdi, olsun.Buradan Çağrı'ya da şükranlarımı sunayım.Zamanlama yönünden staj ve Ramazan değişkenleri olmayan bir zamanda olsak çok daha farklı olabilirdi şeklinde uzlaştığımız bir fikir var ki; bir daha ki sefere bunu geliştirmenin peşinde olacağız,söz.

İkinci bölümdeki durağım ise Yeşilköy oldu.Bu sefer diğer kuzenim Ela'nın yanındaydım.Kendisi çok sevdiğim ve değer verdiğim,çocukluğumdan beri beni çok seven,hayat dolu kuzenim.Ben askerde iken Yeşilköy'den ev aldığını ve bitince mutlaka gelmemi istedi.Bende aslında askerde geçen sıkıcı son bir ayım içinde kafamda avunmak için çıkınca İstanbul'a gitme fikrini hep taze tutmuştum.Bunda Ela'nın samimi daveti ve benim can sıkıntılarım çokça güdüleyici olmuştu.En azından bunu hayata geçirmiş olmanın verdiği bir iç rahatlığı da var içimde.Bir de Ela'yı uzun zaman sonra görecek olacağım için ayrı memnundum.Bana adresini verdikten sonra Beşiktaş'tan Taksim'e geçip Yeşilköy dolmuşuyla yola koyuldum.Trafiğe fazla takılarak da olsa Yeşilköy'e geldiğimde gördüğüm manzara beni çok şaşırttı.Geldiğimde etrafıma bakınca gördüğüm köşkler,tarihi evler,insanlar beklentimin epey üstündeydi.Sanki eskiden kalma bir ada gibiydi Yeşilköy.Köşkler,zevkli bir mimariyle yapılmış evler,kediler,sokaklar,insanlar tam anlamıyla beni mest etti.Bu mest oluş Ela'nın yeni evini görmemle inanılmaz düzeylere vurdu.Bahçe katında,zevkle dekore edilmiş, ağaçlar altında sakin ve insana huzura boğan bir biçimi vardı.Ben eve gelirken aklıma Sait Faik'in öyküleri gelmişti ki ; bir baktım sağımda onun adının olduğu bir sokak.Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam.Gerek çevrenin sakinliği,denizin esintisi, akşam serinliği,gerek mimarisiyle beni benden aldı desem yeridir.Özellikle Ela ile bahçede yediğimiz, uzunca süren sohbet eşliğindeki akşam yemeklerinin kıymetini nasıl betimlesem bilmiyorum.Doğrudan İstanbul atmosferi diye bir şeyin kolay bulunamayacağı fikrindeyim böylesi bir zamanda; ancak Yeşilköy'de Ela ile birlikte İstanbul'un ne demek olduğu yönündeki kavrama çok çok yaklaştığım bir yer oldu Yeşilköy.Akşamları sahilde yürürken daha da artan bir ivmeyle orada bulunmamın çok özel bir zaman olduğu fikri perçinlendi.Orada Rumca konuşan yaşlı insanlar vardı.Üstelik üst katımızda oturan komşular Ermeniydi.Bunları duyunca gerçekten memnun oldum.O kadar değerli ve hatırşinas insanlar ki insanın böyle muhabettli komşuları olması büyük bir şans.Bu kesin.Hele ki İstanbul gibi bir yerde.Geçenlerde Sait Faik'in bir öyküsü üzerine yazdığım bir yazı vardı.Kaybolan insanlar üzerineydi ve o insanların hala var olduklarını görmek,onlarla konuşmak gerçekten büyük bir kazançtı benim açımdan.Bu da oralara olan sevgi ve bağlılığımı daha da yüksellti diyebilirim.Yeşilköy'de iken Ela hafta içleri çalıştığından gündüzleri bir miktar sıkılma emareleri göstersem de akşam olduğunda onun gelmesiyle bütün kötü yüklenimleri bir kalemde unuttum desem yeri.Buradan Ela'ya da sonsuz şükranlarımı sunmalıyım.Benim için harika bir deneyim ve keşif oldu.Sanki Yeşilköy'ü görmesem bir şeyler eksik olacaktı.

Güzel ve olumlu - bazen,bazı dostlarla görüşemeyince sıkıcı olsa da - anlamlı bir tatil oldu İstanbul benim yönünden.İstanbul çok fazla bildiğim bir yer değildi.Bu gidişim de açık konuşmak gerekirse oldukça denize bakan,tarihi,ve çoğu kişinin fazla uğrayamadığı; kısaca İstanbul'u İstanbul yapan yerleri gezdim ve buralarda kaldım.Bir süre Ankara'da yaşayınca İstanbul hep ürkütücü gelirdi gözüme.Şunu itiraf etmem lazım: Sanki Türkiye'de yaşıyorsak ya İstanbul'a yakınlaşırız yada ondan uzaklaşırız.Kent hayatına,edebiyata,sinemaya,tiyatroya,kitap evlerine,konserlere,ünlü simaalara... Velhasıl sanata ve akıcı bir kent yaşamına, her şeyin alternatifinin ve çeşidinin haddinden fazla olmasına.Tüm bu imkanları düşününce İstanbul'da hayat varsa diğer şehirlerde ki nedir,veya tam tersi mi bu önermenin diye sormadan geçemeyeceğim.İnsanları besleyen büyük bir kazan burası.Hemde sayısı bilinmeyecek açlıkları olanlar için.
Elbette İstanbul'un bu anlattıklarımla alakası olmayan yerleri de çok fazla.Ben kötü yanlarını görmedim şimdilik ama anlatan,buradan bıkan, küfür eden çok sayıda insan var.Hatta geliş ve gidişte hiç köprü trafiğine bile takılmadan geçtim dersem küstahlık etmiş olmam herhalde.

Aklıma ilk düşündüğümde gelenler bunlar,gereksiz detaylar ile yazıyı boğmak da anlamsız.Yine de çok anlamlı anlar yaşadığım için son derece memnunum.Katkısı olan herkese selam olsun.

2 yorum:

  1. Keşke zamanda uyuşabilseydik...

    Güzel vakit geçirmene sevindim. Biz yıllardır İstanbul'da yaşayanlar çoğu kez bakamıyoruz senin baktığın gözlerle çevremize. Ne anlam yükleyebiliyoruz ne de keyif alabiliyoruz.

    Yeşilköy'e kenarından köşesinden geçmek haricinde hiç gitmedim. Merak uyandırdı burada bahsettiklerin. Kısmet, belki bir gün giderim.

    YanıtlaSil
  2. Her zaman o şehirde yaşamak bazı duyuları körleştiriyor.Ya hiç bilmeyen ya da uzak kalanlara sunuyor kendini desem yeri.

    Yeşilköy'ü çok abartmış olmak istemem.Keza herkes aynı keyfi alamayabilir.Beni çeken kozmopolitliği,yaşayan insanları,evleri,sakinliği ve şirinliğiydi.Bence bir havasını içine çekmelisin.

    YanıtlaSil

Markaj Uygulayan