11 Eylül 2011 Pazar

Günümüz Kadınlarında Karar Sorunsalı


"Akşam, Marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu."Bence bir, ama istersen evleniriz" dedim. O zaman, kendisini sevip sevmediğimi öğrenmek istedi. Bir başka zaman da söylediğim gibi, "Bunun bir anlamı yok, ama herhalde sevmiyorumdur" diye karşılık verdim. "Öyleyse niçin benimle evleneceksin?" diye sordu. Bunun hiçbir önemi olmadığını, isterse evlenebileceğimizi söyledim. Zaten isteyen kendisiydi, ben sadece evet demekle yetiniyordum. O zaman, Marie, "Evlilik ciddi bir şeydir" dedi. Ben de, "Değildir" diye karşılık verdim. Bir an sustu, bana sessiz sessiz baktı. Sonra yine konuştu, "Aynı biçimde bağlı olduğun bir başka kadın sana aynı öneride bulunsa kabul eder miydin, onu öğrenmek istiyorum" dedi. "Elbette ederdim, " dedim.  O zaman, “ Ben seni seviyor muyum acaba ?” diye sordu. Ben de, “Bu konuda hiç düşünmedim” diye karşılık verdim.Yine sustuktan sonra ne tuhaf bir adam olduğumu, beni kesinlikle bunun için sevdiğini, ama belki günün birinde yine aynı nedenlerden ötürü benden nefret de edebileceğini mırıldandı.Bunlara ekleyecek bir sözüm olmadığı için susuyordum.Gülümseyerek kolumu tuttu, “Seninle evlenmek istiyorum,” dedi.Bende “Ne zaman istersen evleniriz”, dedim.

Albert Camus , "Yabancı" adlı varoluşçu romanında geçiyor bu pasaj.Kitapta "saçma" kavramı işlenirken Mersault, sevgilisi Marie ile evlilik ve ilişkileri konusunda bu türden diyaloglar  içinde buluyorlar kendilerini.Mersault' a göre hayat ölümle sonuçlanacak saçma bir fenomendir.Madem ölümle sonuçlanacak kadar saçma; o halde onu anlamlandırabilecek bir felsefenin ışığını tutar bizlere.Bir yandan da topluma yabancılaşma kavramını işler.Saçmayı görüp, aydınlanmış bir bireyin; köhneleşmiş toplum içerisinde kalan çelişkileri de çarpıcılıkla gözler önüne serilir.

En üstteki pasaj ile asıl olarak anlatmak istediğim konu ise kadınların idealleri ile pratikteki hayatları arasındaki yaman çelişkilerdir. "Yabancı", 1942 yılında Fransa'da kaleme alınmış bir roman.Gerçi o dönemlerde modern/postmodern hayat biçimi bu kadar yayılmış değildi.Belli başlı gelişkin Avrupa ülkerlerinde var iken artık yanı başımızda duyumsayabiliyoruz tüm bunları.Mersault, adeta Marie ile alay ediyor.Kadını sevdiği halde-sevmediğini de söylemekte- onunla evlenmesiyle evlenmemesini bir tutuyor, teklif Marie'den geldiği halde burun kıvırıyor; bunu başkası teklif etse kabul ederdim diyerek hatunu adeta yerin dibine sokuyor.Tüm bunlara rağmen Marie'nin ona olan aşkı daha da alevlenmeye başlıyor.Üstelik Mersault'un çok tuhaf olduğunu, bunun da ona duyduğu aşkı körüklediğini söylüyor Marie.

Tüm bunların ışığında varmak istediğim sonuç; kadınların karar alırken hangi kriterleri kafalarında sorguladıkları ve bundan yola çıkıp nasıl bir karar aldıklarını göstermek.Mersault, Maire'yi aşağılıyor, karşılıksız bırakıyor, kısacası tuhaflıklarıyla kadını kendine fena halde aşık ediyor.Oysa Marie'nin bekledikleri bunlar değildi.Kadının isteklerini karşılıksız bırakarak, kadını kendine bağlamak.Şunu da söylemek gerekir ki Mersault, onun kendisine aşık olması için çabaladığı da yok.Mersault'a göre her şey aynı.Değişecek bir durum olmadığından Mersault tamamen nötr bir konumda.Günümüz kadınları artık istedikleri ile karşılaştıkları arasındaki uçurumun kişiliklerinde yarattığı çelişkiyle boğuşmaktalar.Kendi yaratıkları zihinsel hedef ile uygulamadaki hedef son derece alakasız.Kadınlar, kendilerini pek önemsemeyen,bir miktar hor gören,işin ambalaj kısmına takılıp,biraz da maço erkeklere pek fazla bir anlam yüklemekteler.Gelin görün ki evrensel kadın doğası ile yaşadıkları zamanın gereksinmelerini yan yana getirince son derece ters yönde eylemlerde bulunmaktalar.Mesele "cool" kişi ile "samimi" karakterler arasındaki savaşla başlıyor.Zamanımız kadını cool,rahat,gamsız,egoist insanlara daha fazla prim verirken, kendisini içten,olduğu gibi şeffaf bir halde saygıyla sunan insanlara burun kıvırıyor.Oysa kendi ideali bu ikinci karakterdir çoğunlukla doğası gereği.

Çağımız, üretim ilişkilerinin çarpıklaştığı, kentleşmenin devasa boyutlara ulaştığı,tüketim oburluğunun tavan yaptırdığı bir ruh taşıyor.Değişim her yerde olduğu gibi insanları da etkiliyor.Her dönemin kendi felsefesi ve psikolojisi doğuyor kendiliğinden.Bu kadar fazla kablosuz internet,cep telefonu, hamburger tüketerek mi bu tarza evrilen bir insanlık örneği çıkıyor karşımıza bilmiyorum ? ; ancak tüketim çağı kadınlarının karar verme mekanizmalarının çökmek üzere olduğu da su götürmeyen bir gerçek olarak karşımızda.

*** Bu yazı Yabancı romanını okurken aklımda belirdi ve asla kadınları aşağılamak gibi bir amaca hizmet etmemektedir.Tamamen gözlemlerin ürünüyle ortaya konan bir çağımız fotografıdır.Eğer ki olaylara çözüm yolunda bir adım atabildiysek ne mutlu bize.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Markaj Uygulayan