Yazıya, şöyle denizden esen insanın içini X ışınları gibi titreten bir rüzgarla başlamak isterim.Biraz abartılı bir giriş olmuş olsa da ne zamandır kış hakkında bir yazı yazmak niyetindeydim.Uzun zamandır aklımda olmasına karşın epeyce geliştirdiğim "tören" takıntım ve yaşananlar bunu biraz zamana öteledi.Özellikle de yağmur yağarken ve yağmur damlaları odamın penceresini döverken yazmak istemiştim ama yine de dekoru tam olarak hayata geçirememiş bulunuyorum.Dün aşırı derecede yağan yağmurdan bugün için bir belirti yok.Sorun değil.Canı sağolsun.
Öncelikle bir dayatmadan çok kendimdeki yankılarla buradayım.Mevzumuz kış ise benim susmam yakışık almaz.Artık benim hüküm sürdüğüm iklimdeyiz.Yaz olunca bayrağı devrederim size, o ayrı.Bir çok insanla ayrı düştüğümüz bir konudur kış mevsimi.Ben her daim bu mevsimi çok sevdiğimi, ayrı bir derinlik ve asalet barındırdığını; üstelik insan doğasına en uygun iklime sahip olduğundan dem vururum.Çevremdeki büyük kitle ise bunun pek ütopik ve can sıkıcı-bunaltıcı olduğu anti teziyle yerlerini alırlar.Bazen ekim ayında doğduğuma bazen de kışın yaşadıklarımın yarattığı koşullanmalarla kış mevsimine özel anlamlar yüklemekteyim.İçimdeki Anglo Sakson kış mevsiminde daha bir huzurludur hep.Laf aramızda Britanya'da yaşamak gibi bir uzak hedefim var.Neden bilmem, buğulanan camlar,içilen sıcak içecekler,soğuk havada yapılan sıcak sohbetler,çay bardağına ısınmak için sıkıca sarılmak,yağmurun camda bıraktığı yankı,yağan karın çatıları aynı renkteki bir elbiseyle giydirmesi... Beni bunlar nedendir bilmem hep cezbedici olmuştur.Bunları özellikle de Ankara'da yaşamak ayrı bir bilincin ürünüdür.Hakkını teslim edelim soğuğu insanı çatırdatarak moleküllerine ayırır ;ancak bir mevsimi içselleştirmek ve tüm benliğiyle solumak için Ankara'nın adını anmadan geçmek olmaz.Yılmaz Erdoğan, bir şiirinde kış mevsiminin en yakıştığı şehir olarak Ankara'yı işaret eder.Tam olarak katılıyorum.Şu anda Samsun'da aynı kokuyu alamasam da.Bugün sanırım en soğuk gündü.Evin denize yakın olmasının da bunda payı var elbet.Zor anlar yaşatabiliyor bu soğuk hava akını.
Bu konuyu en son Vildan ile tartışmıştık.Kendisi kış mevsiminin insan için pek uygun olmadığından bahsetmişti ve kişisel olarak sıcak bir yerde yaşama güdüsünün ağır bastığını anlattı epeyce.Bende kış konusunda mevzimi belli edince ve O, şimdilik Ankara'da olunca konuşmak için yeterli argümana sahiptim.Konuşmanın sonunda ise yaza olan tutkusunu anlattı ve ben artık söyleyecek şey bulamadım.Bu konuyu konuşma gündemine alan da fikirlerimiz arasındaki çelişkilerdi zaten.Ey diyalektik, sen nelere kadirsin.Keşke ona şubat ayında Sakarya Caddesinde balık yediğimiz akşamı anlatsaydım.Neyse.Tüm bunları söylerken, kış mevsimine küfür edip yaz gelse de kurtulsak diyenleri anlayacak kadar da empati sahibiyim.Yinede ben yazın bunalıma giren, terlemekten,güneşlenmekten hoşlanmayan biri olarak yaz konusundaki fikirlere de son derece saygılıyım.
Belki de bu yazıyı buraya kadar okuyanlar biraz kızgınlık duyumsayabilir.Yine de belirtmeyi bir borç bilirim.Kış insanın kendisiyle yüzleştiği,içindeki boşluğun duvarlarına dokunabildiği,melankolik gibi olsa da asla yalan söylemeyen yanını gösterir.Elbet, soğuk,üşümek,titremek bunlar kötü imkanlar dahilinde insan için pek öyle haz verici dinamikler değil.Hele ki Van'da çadır da kalan depremzedeleri düşününce; al sana, kış mevsimi çileden başka şey değil denilebilir; ki bunu anlarım.Sevgili Okan Bayülgen'in geçenlerde dediği gibi biz kar veya yağmur yağarken bunların romantik,edebi tarafı kadar çadırda kalan insanların yaşadıklarını da aklımızdan geçireceğiz.Belki rahat olsak da bu hafta Çarşı'nın yaptığı gibi o soğukta Van'da yaşayanların acısına ortak olmak için soğuğu duyumsamalı.Yinede bana bir kulak asın, kış mevsiminin tılsımını duyumsamaya çalışın.Herkese sıcak odalardan ,yağmurun ve karın doğada yarattığı perspektifi görmek dileklerimle.